“İLAÇLARA RAĞMEN” İYİ OLMAK

İlaçların yaşamımızdaki yerini yadsıyamayız. Pek çok hastalıkta, şu veya bu gerekçelerle çeşitli ilaçları hastalarımızın sağlığı için öneriyor,kullanıyoruz.  Ancak gün geçmiyor ki, yıllardır kullanageldiğimiz ilaçlarla ilgili yapılan uzun süreli klinik araştırmalarda, daha önce hiç sözü edilmeyen çeşitli istenmeyen etkiler yayınlanıyor.

Pek çok hastalığa karşı kullandığımız ve son derece yaygın kullanımı olan ilaçların ya azaltılması ya da bırakılması öneriliyor.

Bu durumda sorumlu davranışın öncelikle biz  hekimlere düştüğünü kabul etmek zorundayız. Hasta hekime güvenerek kendisine önerilen ilaçları kullanıyor. Her  hekimin de  adeta “kılı kırk yararak” vereceği her bir dozun içeriğini  düşünmesi gerekiyor. Hastanın ekstra ilaç  taleplerine “gerekçesi ne olursa olsun” direnebilmeli ve bunu hekimlik etiğinin yanı sıra, “ hastanın ve ülkemizin  yararı için ” gerçekleştirmeliyiz.

Hipokrat’ın hekimlere ilk öğüdü “ Primum nihil nocere” (Önce zarar verme!) dir. Öyle ki! bir hekimin hastasına yarar sağlayamama durumu olabilir ancak, zarar verme durumu kabul edilemez. Oysa gereksiz kullandırılan ilaçlarla hem hastamıza, hem de ciddi boyutta dış ilaç alımı yapan bir ülke olduğumuz için ülke ekonomimize zarar verebileceğimizi düşünmek zorundayız…

Öğrencilik yıllarımızda “Hastalar ilaçlar sayesinde iyi olurlar” görüşü artık, “Hastalar ilaçlara rağmen iyi olabilirler” biçimine dönüşmüş gibidir. Demek istiyorum ki, hastaların iyileşmelerinde belirleyici unsur artık ilaçlardan çok  “ sorumlu hekimlik anlayışı” dır.

Biliyoruz ki, kullandığımız her ilaç vücudumuzun zehirsizleştirme merkezi karaciğerimize uğramakta ve orada pek çok işleme tabi tutulmaktadır. Bu da karaciğerimiz için oldukça yorucu ve bazen “kalıcı hasarlar bırakabilecek” hummalı bir çalışmayı gerektirmektedir. Hiç değilse zorunlu olduğumuz hayati ilaçlarımız dışındakileri, kullanmamaya özen göstererek bu önemli organımızı koruma altına alabileceğimizi düşünüyorum.

Tüm bu hassasiyetlerimizi özellikle küçük çocuklarımıza karşı katbekat  daha fazla taşımalıyız. Özellikle antibiyotikler karşısında hekimlere yardımcı olmalı, çocuklarımızı gerekirse daha sık görmelerini sağlamalı ve zorunlu olmadıkça onların henüz gelişimini tamamlamamış ciğerlerini bu tip kimyasalların bombardımanından uzak tutmalıyız.

Sadece antibiyotikler değil, gereksiz alınan her bir doza bile karşı olmalıyız. Buna vitaminler de dahildir. Zaten son yıllarda en çok olumsuz yayın da vitaminler konusunda çıkmaktadır.  Kaldı ki  tüm ekonomik kısıtlılıklara rağmen, ülkemiz bu konuda şanslı sayılmalıdır. Her mevsim, her çocuğumuza az veya çok taze meyve verebilecek bir coğrafyaya sahibiz.

Doğal beslenerek, doğamıza uygun harekete dönük bir yaşam biçimi ile daha sağlıklı ve mutlu yaşamamız olasıdır…

 

Dr. İhsan BAŞARAN

4.İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü