FUARLARIN ÖNEMİ VE ELEKTROTEKNİK FUARLARI

Fuar, ticaretle ilgili ürün ya da hizmetlerin, teknolojik gelişmelerin, bilgi ve yeniliklerin tanıtımı, pazar bulunabilmesi ve satın alınabilmesi, teknik işbirliği, geleceğe yönelik ticari ilişki kurulması ve geliştirilmesi için, belirli bir takvime bağlı olarak, düzenli aralıklarla genellikle de aynı yerlerde gerçekleştirilen bir tanıtım etkinliğidir(1). Fuarların görevi sadece bu işlerle sınırlı kalmayıp aynı zamanda katılımcı ülkeler arasındaki sosyal ve kültürel ilişkilerini üst düzeyde gerçekleştirdiği organizasyonlardır: Fuara katılan her ülke kendi folklorunu, tiyatrosunu, müziğini, resim ve el sanatlarını, otantik eserlerini vb. ziyaretçilerin beğenisine sunarlar. Aynı zamanda fuarlar fikir alışverişlerinin yapıldığı konferans ve açık oturumlara da ev sahipliği yaparlar. Bu sayede farklı düşünceler daha da geliştirilerek ortak akıl haline dönüştürülür. Bu bakımdan Fuarlar bilim ve teknolojinin gelişmesine de önemli katkılar sağlamaktadır.

Dünyada fuarcılığın ulaştığı boyuta bakarsak; her yıl ortalama 120 ülkede, alt sektörler dâhil yaklaşık 250 farklı sektörde 9 bin civarında fuar düzenlenmektedir. Düzenlenen bu fuarların ülke ekonomilerine önemli katkı sağlamaktadır. Örnek verecek olursak; Alman fuar endüstrisi 2003 yılında ülkesine 2,5 Milyar EURO ciro sağlamıştır. Yine aynı yılda, Türkiye'nin düzenlediği fuarların ülkemize katkısı ise 200 Milyon EURO civarında olmuştur(2). 2010 yılında Şanghay’da düzenlen EXPO organizasyonlarının sonuncusu EXPO 2010’un yaklaşık maliyeti 4,5 milyar doları bulmuştur.

Tarihi kayıtlar ilk fuarların M.Ö. 2000'li yıllardan itibaren panayırlar, sergiler şeklinde kurulduğunu göstermektedir. İlk fuarlar daha çok Orta-Doğu, yani Mezopotamya ve Suriye ile Mısır'daki belli kentlerde ticaret kervanlarının bir araya gelmesiyle oluşan büyük pazarlardı. Benzer fuarlar Eski Yunan ve Roma'da da kurulmuştu. Fuarlar on birinci yüzyıldan itibaren nüfusun artması, üretimin çeşitlenmesi ve şehirlerin gelişmesine paralel olarak nitelik değiştirmeye başladı. Hatta öyle ki fuarlar, Sanayi Devriminden sonra daha da yaygınlaşarak diğer kıta devletlerinde de periyodik olarak açılmaya başladı. Dünya’nın çeşitli merkezlerinde düzenli aralıklarla açılan bu fuarlar EXPO (Exposition) fuarı olarak bilinir. EXPO’lar, “Dünya Sergisi” ya da “Dünya Fuarı” olarak da adlandırılırlar. 150 yılı aşkın süredir Uluslararası Sergiler Bürosu (BİE) tarafından düzenlenen EXPO’lar 5 yılda bir kez düzenlenerek en az 3, en çok 6 ay sürmektedir. Yapıldığı kentleri birer çekim merkezi haline getiren ve turist akımına uğratan EXPO’lar bu yönüyle dünyanın en büyük organizasyonlarından sayılıyor.

Dünyanın çeşitli merkezlerinde açılan fuarlardan bazıları var ki özellikleri bakımından dünya medeniyet tarihine ismini yazdırmıştır. Mesela bunlardan 1851 yılında İngiltere'nin başkenti Londra'daki Hyde Park'ta düzenlenen Uluslararası Sanayi Fuarı, ilk EXPO fuarı olması bakımından önemlidir. İngilizler bu fuarda sanayi devriminin yeni ürünlerinden buhar makineleri, lokomotifler, vinçler ve elektrikle ilgili donanımları, fuara gelen ziyaretçilere tanıtmıştır. 1876 yılında Philadelphia’da düzenlenen ‘’100 yıl fuarı’’ nın önemi ise Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin imzalanışının 100 yılına denk getirilmesidir. A.B.D’nin ilk büyük uluslararası fuarı olan bu fuarın en önemli özelliği Alexander Graham Bell’in icat ettiği telefon’un ilk olarak halka tanıtılmasıydı. 1889’da Fransız devriminin yüzüncü yılı anısına düzenlenen Paris EXPO’suna da Paris'in simgesi haline gelen ve halkın hayranlıkla izlediği Eiffel Kulesi’nin açılışı damgasını vurdu. Diğer bir fuar ise Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 400. yıldönümünü kutlamak üzere 1893 Chicago’da Michigan gölü kıyısında açılan Columbia fuarıydı. Bu fuar ise elektrikle aydınlatılan ilk fuar özelliğini taşıması bakımından önemlidir.

Fuar, turizmin cazip hale gelmesi ve yeni teknolojik ürünlerin ilk defa sergilenmesi; ziyaretçi sayısının giderek artmasına yol açmıştır; 1937’de Paris’te düzenlenen fuarı 34 milyon kişinin gezmesi, A.B.D’nin ilk başkanı olan George Washington anısına 1938’de düzenlenen fuarı 45 milyon kişinin gezmesi, 1958’de Brüksel’ Evrensel fuarını 45 milyon kişinin gezmesi ve son olarak 2010 yılında Şanghay’da düzenlenen fuarı 73 milyon kişinin gezmesi ülkelerin tanıtımı için fuar organizasyonlarını daha da önemli hale getirmiştir.

Osmanlı’da tıpkı Avrupa’daki örnekler gibi modernleşmenin bir göstergesi olarak sanayi sergilerinin kurulması Tanzimat’tan sonra başladı. Osmanlılar hem İstanbul’da sergiler açmış, hem de uluslararası sergilere katılmışlardı. Osmanlı’nın modern anlamda fuarcılığa başlaması; 1851 yılında Londra’da düzenlenen fuara katılmasıyla oldu ve bunu çeşitli tarihlerdeki diğer Avrupa fuarları izledi.

 Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi topraklarında düzenlediği en büyük sergi ‘’Sergi-i Umumi-i Osmani’’ dir. 28 Şubat 1863 tarihinde İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda büyük bir törenle açıldı. Serginin açılışında Sultan Abdülaziz ile birlikte Sadrazam Yusuf Kâmil Paşa, Hariciye Nazırı Ali Paşa, Serasker Fuad Paşa ve Mısır Hıdivi İsmail Paşa da hazır bulunmuşlardı. Sergiyi sadece yerel ziyaretçiler değil, Avrupa'dan gelen konuklar da gezdiler. 1 Ağustos 1863 tarihine kadar açık oldan sergiyi 150 bin kişi ziyaret etmiştir. Sergide tarım ürünleri, el sanatları, tekstil ürünleri, sanayi ürünleri, maden ürünleri, deri ürünleri, mobilyalar, halılar, çalgı aletleri vardı. Bir bölümünde mimari çizimler, karakalem çalışmalar, haritalar, baskılar ve kitaplar sergileniyordu. Adından da anlaşılacağı gibi fuar niteliğinde olan bu sergi uluslar arası nitelikteydi. İstanbul’daki bu projenin amacı, hem Londra ve Paris Sergilerinde sergilenen yeni gelişmeleri ülkemizde uygulamak, hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerinde bir süreden beri devlet ve özel kesimin girişimleriyle kurulan sanayi kuruluşlarını bir araya getirmekti. Bu fuar Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı ülkelerle ilişkilerinde belirli ölçüde yakınlaşma sağladığı gibi Avrupa’da kullanılmaya başlanan birçok yeni ürünün ülkemizde de kullanılacağını gösterdi(3). Cumhuriyet tarihimizin Uluslar arası nitelikte olan ve daha sonra geleneksel hale gelen ilk fuarı 1923’te İzmir’de açılan ‘’9 Eylül Yerli Mallar Sergisi’’dir(4). Bunu daha sonraki yıllarda Samsun, Gaziantep vb. illerde düzenlenen fuarlar izledi.

 Elektroteknik Fuarlar

Sanayi Devrimi’nin başlangıcı, 1763 yılında James Watt’ın buharla çalışan makinesinin sanayide kullanılmaya başlandığı yıl olarak kabul edilir. Avrupa’daki değişim ve dönüşümün başladığı bu yıllar aynı zamanda Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna geçişin de göstergesiydi. 1870 yılına kadar devam eden bu dönem Sanayi Devriminin birinci dönemi olarak kabul edilir. Bu dönemin en belirgin özelliği sanayide enerji kaynağı kömür-buhar ikilisinin teknolojide de buharlı makinelerin kullanılmasıdır.  1870’lerden sonra sanayi devrimi nitelik değiştirmeye başladı. Bu dönemde enerji kaynaklarından kömür yerini muhafaza ederken yeni enerji kaynaklarından petrol ve elektriğin devreye girmesi, teknolojide içten yanmalı motorlar, ampul, elektrik motorları, elektrik jeneratörleri, trafolar, telefon vb. teknolojilerin kullanımını başlattı. Böylece Sanayi Devriminin ikinci dönemi başlamış oldu.  

Sanayi devrimiyle birlikte üretimin çeşitlenerek artması, yeni teknolojilerin bulunması bunların halka tanıtılması fuarların önemini daha da arttırdı.  Bu fuarlardan birisi de uluslararası düzeyde kurulan elektroteknik fuarlardır. Elektroteknik fuarları bir ihtisas fuarı olup Sanayi Devrimi’nin ikinci dönemini oluşturan elektrik ve elektrik teknolojileri ile ilgili yeni buluşların sergilendiği, bunların pratik hayatta uygulanabilir olduğunun halka gösterildiği fuarlardır. Dünya’nın önemli merkezlerinde açılan bu fuarlarının en önemlileri: 1881’de Paris’te, 1882’de Münih’te, 1883’de Londra’da, 1884’de Turin’de, 1885’de Budapeşte’de düzenlendi. Bu fuarlarda elektriğin güvenilirliği, emniyeti ve yararlarının kanıtlanmasından sonra pratik hayatta kullanılması mümkün hale geldi.

Thomas Alva Edison

1881’de Paris’te açılan elektroteknik fuarına aydınlatma teknolojileri veya bir başka deyişle Thomas Alva Edison’un (1847–1931) akkor lambası damgasını vurdu. Aslında Edison, akkor lambasını Paris’te düzenlenen fuardan iki yıl önce, 1879 yılının yılbaşı gecesi Menlo Park’ta düzenlenen galada Amerikan halkına tanıtmıştı. Ayrıca, Edison 1880 yılında aldığı ilk aydınlatma siparişlerinden uzak deniz buharlı gemisi ‘‘Columbia’’, Oregon Railway ve Navigation Company firmalarının işlerini de başarıyla tamamlamıştı. Edison bu başarısını Avrupa’da da göstermek istiyordu. Bu amaçla Paris düzenlenen elektroteknik fuarına katıldı. Edison’un fuar alanına kurduğu 1000 adet akkor lambasının etrafa yaydığı ışık, fuara gelen ziyaretçilerin hayranlıkla seyrettiği icatlardandı. Ayrıca bu fuarda halkın kendi kendine yakıp söndürdüğü, üzerinde elektrik anahtarı bulunan bir de lamba vardı. Halkın adına ‘’ışık musluğu’’ dediği bu düzeneği çalıştırmak için insanlar yüzlerce metre uzunluğundaki kuyrukta beklemek zorunda kalıyorlardı  (5).

 

 Thomas Alva Edison

 (d.1847 – ö. 18 Ekim 1931)

Paris fuarında Edison’un akkor lambası o kadar ünlenmişti ki kısa bir süre sonra Almanya’dan aşırı talep geldi. İlk akkor lambalı aydınlatma tesisi Strassburg Elasp eski garına kurularak 1881 yılı Noel’inde burayı aydınlattı. 2 Şubat 1882’de, Merkür gazetesi ilk Edison akkor lamba sisteminin Stuttgart’a geldiğini ve Paul Reisser’in evine elektrik ışığı tesisatının yapıldığını haber veriyordu. Halk burayı kutsal bir yer gibi ziyaret ediyordu. Deutsche Edison Gesellschaft şirketi Almanya’da elektrikle aydınlatma işini daha da genişletti. Şirket 1883 yılında yaklaşık 5000 akkor lambanın kullanıldığı 27 aydınlatma tesisatı yapmıştı. Bunlar arasında Kuzey Alman Loyd’un üç gemisi de vardı. Almanya’da açık ve kapalı mekânların aydınlatılmasına talep o kadar çok artmıştı ki Deutsche Edison Gesellschaft şirketi 1884 yılında Berlin’de Schlegel Strasse’de kuracağı fabrikasında yılda 1500 ampul üretmeyi planlıyordu.  Şirket, kısa sürede Avrupa’nın en büyük akkor lambası üreten fabrikası oldu. 1891 yılında yıllık üretim sayısını bir milyona yükseltti (6).

Edison, Paris’teki elektroteknik fuarından sonra da akkor lambasını halka tanıtmaya devam etti. Bu amaçla, 18 Ekim 1884 yılında da New York’ta büyük bir gösteri düzenledi: ‘’Elektriğin zafer geçidi için 250 adamını New York caddelerinde yürüttü. Bu adamların her biri başlarının üzerinde bir ampul bulunan kask taşıyordu. Bu ampuller için gerekli elektrik akımı, geçitte atlarla çekilen buhar makinesi jeneratör grubu sağlıyordu’’. Edison’un bu başarısından dolayı New Yorklular Edison’a‘’  Menlo Park sihirbazı’’ adını taktılar. Edison bu başarısından sonra akkor lambanın zafer yürüyüşü başlamış oldu(7).

 

Thomas Edison'un icat ettiği ilk ampul-Menlo Park

Elektrik enerjisi uzaklara iletiliyor  

Hippolyte Fontaine

            Günümüzde elektrik enerjisi üretildiği yerde tüketilmeyip transformatörlerle gerilimi yükseltilerek Enerji Nakil Hatları ile yüzlerce kilometre uzaklıktaki yerlere taşınabiliyor. Elektriğin uzaklara iletilmesini ilk keşfeden Fransız mühendis Hippolyte Fontaine (d.1833-ö.1910) oldu. Fontaine, dinamonun çıkışını bir telle bir makineye bağlayarak makineyi elektrikle çalıştırmayı başarmıştı. 1873'te, Viyana'da bir elektrik sergisine katılan Fontaine bu kez dinamo ve makineyi yan yana değil de yaklaşık iki yüz elli metre mesafe ile birbirine bağlayıp çalıştırmayı denedi. Ve makinenin çalıştığını gördü. Başarıyla yapılan bu deney elektriğin üretildiği yerden daha uzak mesafelere iletilebileceğini gösteriyordu.  

Hippolyte Fontaine(d.1833-ö.1910)

           Fontaine’nin buluşu bilim adamlarının çalışmalarına örnek oldu. Ve aradan geçen zaman içerisinde bu konuda önemli ilerlemeler kaydedildi. İşte 16 Eylül 1882’de Almanya’nın Münih kentinde, Glasplast’ta açılan elektroteknik fuarı doğru akımda elektriğin uzaklara iletilmesinin başarıyla gösterildiği yer oldu. Fransız mühendisler Marcel Depréz ile Miller’in ortaklaşa yaptıkları çalışmada:  Münih’ten 57 km uzaklıkta Miesbach kentindeki eski bir kömür ocağına kurulan buhar makinesi ve doğru akım jeneratöründen elde edilen elektriğin çelikten yapılmış ince telgraf teli üzerinden fuar alanındaki bir çağlayanın pompa motorunu çalıştırmayı başardı.  Sonuçta Miesbach’da üretilen enerjinin yüzde 78’inin kaybolmasına rağmen, sadece yüzde 22’sinin Münih’e ulaşabilmesi büyük bir başarı olarak değerlendirildi.  Deprez, benzer deneyi Paris-Creil arasında daha yüksek gerilimde,  6000 voltta denedi ve yüzde 45 verim elde etti (8).  

Marcel Seprèz(d.1843-ö.1918)

Benzer deneyler başka yerlerde denense de doğru akımda elektriğin iletimi için ortaya çıkan problemler tam olarak çözümlenemedi. Çünkü doğru akımda bir jeneratörün ürettiği gerilim yükseltilerek iletildikten sonra, hattın sonundaki tüketicinin gerilimine uygun olarak tekrar düşürülmesinin imkânı yoktu. Ayrıca hat kayıplarının yüksek olması da üretilen enerjinin büyük bir kısmının kaybolmasına neden olup sistemin verimi düşürüyordu.

Alternatif akımın doğru akıma üstünlüğü

Doğru akımla elektriğin iletilmesinde ortaya çıkan problemler uzun zamandır alternatif akımla ilgilenen bilim adamlarının çalışmalarının daha da hızlanmasına neden oldu. Teorik bilgilere göre elektrik enerjisinin iletimi gerilim ne kadar yüksek olursa o kadar verimli oluyordu yani kayıplar azalıyordu. Ayrıca transformatörün icadı elektriğin daha yüksek bir gerilimde iletilmesine ve alıcı tarafında da istenen değere düşürülmesini mümkün hale getiriyordu. Ancak alternatif akımda elektriğin iletimi doğru akıma göre daha karmaşık olup detaylı bir çalışmanın yapılmasını gerektiriyordu:  Alternatif akım tekniği yalnız uygulamalar ile sınırlanamazdı ve alternatif gerilim devrelerinde oluşan geçici olayların en ince ayrıntısına kadar araştırılması gerekiyordu.  

ampere11

             Alternatif akım teknikleri elektromagnetizma bilimi ile yakından ilgilidir. Elektromanyetizma konusunda çalışma yapan Danimarkalı bilim adamı Hans Christian Orsted (1777–1851), 1819 yılında bir telden geçen elektrik akımının tel çevresinde bir manyetik alan oluşturduğunu keşfederek elektrik akımıyla, manyetik alan arasındaki ilişkiyi kanıtladı. Yine aynı yıl Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére (1775-1836), Oersted’in bu tespitinden hareketle Ampére Yasası olarak bilinen manyetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı formüle etti. Oersted ve Ampére yasalarını ilk kavrayan İngiliz bilim adamı Michael Faraday (1791-1867) oldu. Faraday, 1831 yılında endüksiyon ile birlikte bunun temel yasalarını ortaya koydu. Faraday üstün yeteneği ve deneysel çalışmasındaki ustalığıyla bu görüşü doğrulayan bir cihaz yapmayı başardı: Bir buhar makinesi ile bakır bir plakayı bir mıknatısın yarattığı manyetik alan içinde döndürerek elektrik üretti. Faraday’ın bu icadı elektrik tarihinde alternatif akım üreten ilk jeneratör sayılır(9).  

Andre Marie Ampere (d.1775-ö.1836)

Michael Faraday (d.1791-ö.1867)

           Elektromanyetizma ile ilgili temel yasaların kanıtlanmasından sonra alternatif akımla ilgili çalışmaların yolu açılmış oldu. Alternatif akımlı elektrik enerjisini iletiminde kullanılmak üzere geliştirilen ilk transformatörün patenti 24 Eylül 1881’de İngiltere’de Deprėz ve J. Carpentier tarafından alındı. Transformatörün icadı ve alternatif akımın elektrik şebekesinde başarıyla kullanılması, doğru akıma karşı alternatif akımın üstünlüğünü gösteriyordu. Artık bundan sonra alternatif akımla elektriğin uzaklara iletilmesi bilim adamları tarafından tercih edilen bir yöntem oldu.           

Hans Christian Orsted, (d.1777 –ö.1851)

Günümüzde yaklaşık 200-250 MEGAVAT gücünde üretilen transformatörler 19. yüzyılın ikinci yarısındaki imkanlarına göre çok daha küçük güçlerde, kilovat mertebelerinde üretiliyordu.  O günün şartlarında, 1885’te, Macaristan-Budapeşte elektroteknik fuarına; 75 transformatörün paralel bağlandığı ve fuarın 1067 akkor lambayı besleyen büyük bir tesisin kurulması başarılı bir uygulama olarak kabul edildi. Bundan sonra Macar Ganz&Co. Firması dünyada ilk transformatör üreticisi olarak kayıtlara geçti.  Firma 20. yüzyılın başlarında toplam on bin transformatör üreterek sattı. 1886’da Roma’da kamu hizmeti için kurulan 1500 KW gücündeki tesis ise Budapeşte’dekinden daha üstün nitelikteydi.

Alternatif akımda elektrik iletiminin doğru akıma göre üstünlükleri ortaya çıktıkça bunlar çeşitli fuarlarda kamuoyunun dikkatine sunulmaktaydı. 1883 Londra’da, Westminster Aquarium’da düzenlenen elektroteknik fuarındaki çalışma alternatif akımın doğru akıma karşı üstünlüğünün kanıtlanmasıyla ilgiliydi.  Fransız Lucien Gaulard ve İngiliz John Dixon Gibbs’in ortaklaşa yaptıkları çalışmada: Bir jeneratörden elde edilen alternatif akım ile kilometrelerce uzaklıktaki fuar alanında bulunan Jablochkoff lambası aydınlatıldı, elektrik motoru çalıştırıldı. Başarıyla yapılan bu uygulama alternatif akımın doğru akıma karşı zaferiyle sonuçlandı.

Elektrik enerjisinin üretildiği yerden kilometrelerce uzaktaki tüketim merkezine en az güç kaybıyla iletilmesi esastır. 1884 yılında yapılan çalışma bu tür bir çalışmadır. Gaulard 1884 yılında Turin’de düzenlenen elektroteknik fuarından sonra Turin, Venaria ve Lanzo istasyonlarına 80 km uzunluğunda bir hat ile jeneratörlü aydınlatma tesisini kurmayı başarıp işletmeye alınmasından ve bir kurulun bu enerji iletimindeki verimin %88-89 olduğunu tespit etmesinden sonra alternatif akımın üstünlüğü kesin olarak kabul edilmişti.

Nikola Tesla

Alternatif akımın öncülerinden Sırp asıllı fizikçi Nikola Tesla (1856-1943) çalışmalarını daha da ileri götürerek sürekli akım veren Belçikalı Zenobe Gramme'ın dinamosuna alternatif akım vererek bir jeneratöre(üretece), bir alternatöre çevirdi. Tesla’nın alternatörü, başlangıçta iki fazlı akım üretebildi ama üç fazlı akım da üretebilirdi. Tesla, New York'ta AIEE (Şimdiki IEEE) de bir konferans verip, tek ve çok fazlı alternatif akım sistemlerinin yararlarını bilim adamlarına anlattı. 1888 Nisan'ında da çok fazlı sistemini içeren dört ayrı patent aldı.

1882’de A.B.D’nin Wisconsin şehrinde kurulan ilk hidroelektrik santralinde elektrik üretimiyle başlayan süreç, 1889’da Portland şehri ile Willamette şelalesi arasına tesis edilen doğru akım ilk ticari uzun mesafe Enerji Nakil Hattı ile devam etmiş ve 19. yüzyılın sonlarına doğru, 1895 yılında Tesla’nın da katkılarıyla, alternatif akım üreten ilk jeneratör Niagara şelalesinin sularından elektrik üretmeye başlamıştı. Böylece alternatif akım, önce Amerika’da; sonra İngiltere, Almanya, İsviçre, Belçika, İtalya ve Fransa’da gelişti. Bu ülkelerde sürekli elektrik santralleri ve elektrik şebekeleri hizmete girdi.  

 

Nikola Tesla (d.1856 – ö.1943)

Alternatif akımla ilgilenen sadece yukarıda adı geçen bilim adamları olmadı. Bu konu ile yakından ilgilenen çok sayıda bilim adamının da hakkını vermek gerekir. Alternatif akıma gerek bilgi gerekse becerileriyle katkıda bulunan belli başlı bilim adamlarından önde gelenleri şunlardır: Faransızlardan Maurice Leblanc(1857-1923), Andrė Bloondel(1863-1938), Joseph Bėthenod(1883-1944), Paul Boucherot(1869); İngilizlerden John Hopkins(1849-1898), John Whitehead(1872); Amerikalılardan Elihu Thomson(1853-1937), Mathias Steeinmetz(1865-1923), Charles Fortesceu(1876-1936); Almanlardan Sigmund Schuckert(1846-1895) ve Arnold; Ruslardan Michael Dolivo-Dobrowolsky; İsviçrelilerden Ben Eschenburg ve Hinnen Fischer, İtalyan Guido Grassi; Hollandalılardan Menges, Belçikalı Latour; Avusturyalılardan Rosenberg; Polanyılılardan Moscicki(1926-1939) (10)

Sonuç olarak, 19. yüzyılda iletişim ve ulaşım araçlarının yetersizliği o günün koşullarında Fuarları önemli hale getirmiştir. Fuarlar sadece ticari ya da tanıtım amaçlı olmayıp birbirlerinden uzakta bilimsel araştırma yapan insanların bir araya gelmesine vesile oldu. Bu sayede yeni buluşlar, farklı düşünceler, teknolojik gelişmeler vb. konuları ortak akıl haline dönüştürerek bir anlamda bilimsel gelişmeleri de küresel halle getirdi. Böylece, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyanın farklı yerlerinde uluslar arası düzeyde kurulan fuarlar elektrikle ilgili gelişmelerin de akıl almaz bir hızda ilerlemesine katkı sağladı.

                                                                                                                                                                                                                                                       Ahmet AKTEPE

                                                                                                                                                                                                                                                        İKOBİD Başkanlığı

 

Kaynaklar:

(1) http://www.btso.org.tr.

(2) http://www.ikipixel.com/cnrexpo/tr

(3) http://tr.wikipedia.org/wiki/Sergi-i_Umumi-i_Osmani

(4) http://www.turkiye-forum.org/sergi-fuar-ve-panayirlar

(5),(6),(7)(8) (Kaynak Dergisi, 1998/11: Süleyman Kasırga)

(9) http://cagdasbilimler.blogspot.com/2010/03/dinamo.html

(10)Bilim ve teknoloji ansiklopedisi, Milliyet, 1991