AVRUPA YOLU

 

           Tavuğun yumurta verişine tanıklık edeniniz oldu mu bilemiyorum… Yumurtlama zamanındaki, tekerlemelere konu olmuş “gıt gıt gıdak” şeklindeki gıdaklamalarla dolu, feryat figan dakikalarına… İşini başarmasının sonundaki dinginliğine… Şaşırdınız mı hiç, sadece ama sadece bir yumurta için ortalığı ayağa kaldıran bu bağırış çağırışa?

Bir de, mersin balığı ya da mersin morinası denilen balığın; yüz binlerce, milyonlarca “siyah havyar” olarak adlandırılan, o lezzetli, o muhteşem yumurtalarını sessizce bırakmalarını gözlemleyeniniz var mıdır?

Budur hayatın gerçeği… Sessiz, sakin ama büyük iş başarmış olmanın vakarı ile ortalığı ayağa kaldırmadan, işini en iyi şekilde yapmış olmanın haklı gururu budur… Tarihi okumaktan, öğrenmekten daha güzelinin, o tarihi yazmak olduğunu bilmektir.

Ülke olarak, Avrupa Birliği’ne girme maceramıza paralel gelişmiştir, Avrupa elektrik sistemine bağlanma çalışmalarımız. Yetmişli yıllarda filiz vermeye başlayan bu düşünce, iki bin on yılının, on sekiz eylülünde başarıyla gerçekleştirilmiştir. İlk günden bu güne, yüzlerce isimsiz kahramanın olağanüstü gayretleriyle… Nice sıkıntının, meşakkatin altında, ülkemiz insanının güzel ve düzgün bir iş çıkarmasının ispatı olarak.

Ulusal elektrik sistemimizin, Avrupa Elektrik Koordinasyonu Birliği (UCTE) sistemi ile senkron paralel çalışmasında sayısız yararlar görülmekteydi. Sistemin ana omurgası olarak; iletim sistemi ve iletim sisteminin işletilebilmesi ve elektrik enerjisinin kalitesi anlamında, üretim tesislerinden beklenen performans ile ilgili olarak tasarım, tesis ve işletme safhalarında Batı Avrupa Ülkeleri standartları temel alınmıştı. UCTE’ye üyelik ve Avrupa Birliği’nin elektrik sistemi altyapısına entegrasyon; elektrik iç pazarına girişin getirdiği siyasal ve ticari avantajların yanında, teknik olarak da önemli katkılar sağlayacaktı. Böyle büyük bir sisteme entegre olmanın, tüketiciye sunulan elektriğin kalitesinin güvenilirliğinin artırılmasının yanı sıra yedeklerin paylaşımı, birincil enerji kaynaklarının akılcı kullanımı, dolayısıyla çevrenin korunması konularında da ekonomik ve sosyal faydaları olacaktı.

Bir aksilik olması ya da UCTE’ye üyeliğimizin kabul edilmemesi gibi bir durum söz konusu olsa bile, her yönüyle Avrupa standartlarına uygun bir sisteme sahip olacaktık. Bu bile başlı başına ve asla göz ardı edilemeyecek büyük bir başarı olacaktı. 

Birinci önceliğimizdi Avrupa sistemine entegrasyon ama bin dokuz yüz seksenli yılların sonuna kadar olan girişimlerden ve çalışmalardan da olumlu sonuç alınamamıştı. “Avrupa Yolu” zor ve geçit vermez görünüyordu. Karadeniz Ringi, ECO Ülkeleri Enterkonneksiyon Projeleri ile birlikte Beş Ülke Enterkonneksiyonu Projesi (Mısır, Irak, Ürdün, Suriye ve Türkiye) için yoğun çalışmalar başlamıştı. Ancak bu projedeki ülkelerin, elektrik sistem standartları düşük, enterkonneksiyon hatları zayıf ve teknik yetersizlikleri fazlaydı.  Bütün şartlar sağlansa bile, Türkiye Ulusal Elektrik Sistemi gibi güçlü bir elektrik sistemine bağlı; en güçlü iki noktası arasında üç bin km’den fazla mesafe bulunan uzun ve zayıf bir sistemin, senkron paralel çalışması ciddi işletme problemleri yaratacaktı. Dön dolaş, yönümüz Avrupa’ydı ama önümüzdeki engel yine Avrupa olarak görünüyordu.

            Ülkemiz adına büyük bir üzüntü kaynağı olan; bin dokuz yüz doksan dokuz,  Gölcük Depreminden sonra, komşumuz Yunanistan ile iyi ilişkiler içine girmiş olmamız, Avrupa’ya entegrasyon konusunda olumlu katkılar sağladı. Bu süreçte, dört yüz kV Türkiye-Yunanistan enterkonneksiyon hattının fizibilite çalışması başladı. TEN programı kapsamında Türkiye (TEAŞ), Yunanistan (PPC), Bulgaristan (NEK) ve Sırbistan (EKC) elektrik kuruluşları ile birlikte fizibilite çalışması yapıldı. Fizibilite sonucunda; Türkiye Elektrik Sisteminin, Yunanistan ve Bulgaristan Sistemleri üzerinden UCTE sistemi ile senkron paralel çalışması, teknik ve ekonomik olarak uygun bulundu. Sonuçların olumlu bulunması ile birlikte, mart iki bin tarihinde, UCTE bağlantısı ve üyelik başvurumuz, o tarihlerde UCTE üyesi tek komşu ülke olması nedeniyle PPC (Yunanistan) üzerinden yapıldı. Başvurumuz, Yirmi altı nisan iki bin tarihli, UCTE Yönlendirme Komitesi Toplantısında görüşüldü ve “Türkiye’nin güç sisteminin UCTE güç sistemine senkron paralel enterkoneksiyonu” için bütün olasılıkların incelenmesi kararı alındı.

            Tünelin ucunda ışık görünmüştü.

İki bin bir yılı sonlarında “Türkiye’nin Bağlantısı” Alt Çalışma Grubu, çalışmalarına başladı. Yunanistan İletim Sistemi İşletmesi (HTSO) başkanlığında İtalya (GRTN), Fransa (RTE), Hırvatistan (HEP), Sırbistan (EMS), Bulgaristan (NEK) ve Türkiye (TEİAŞ)’den üyelerin katılımı ile yapılmış olan teknik analizler değerlendirildi, ilave olarak yapılması gereken analizler, hazırlanması gereken raporlar ve sözleşmeler belirlendi. 

Yirmi sekiz eylül iki bin beş tarihinde, Brüksel’de, UCTE ile Türkiye arasında Hizmet Sözleşmesi imzalanarak teknik çalışmalar ve veri kaydedicilerle sistemin izlenmesi başlatıldı. Bu çalışmalar sürerken, Mayıs iki bin altı tarihinde UCTE-Türkiye Bağlantısı Proje Grubu kurularak, Başkanlığına Bulgaristan Elektrik Kuruluşu NEK’ten bir görevli atandı. Proje grubunda TEİAŞ ile birlikte NEK (Bulgaristan), HTSO (Yunanistan), HEP (Hırvatistan), RTE (Fransa), EON (Almanya), Swisgrid (İsviçre), EMS (Sırbistan) ve TERNA’dan (İtalya) birer üye bulunmaktaydı. Aynı zamanda dinamik ve statik çalışmalarla ilgili olarak Amprian ve HTSO’dan proje müdürleri de Proje Grubuna katılmaktaydı.  

            Teknik Analizler iki bin yedi nisan ayında tamamlanarak Nihai Rapor onaya sunuldu. Özellikle frekans kontrolü performansının iyileştirilmesi, TEİAŞ’ın üstesinden gelmesi gereken en önemli sorunlardan biri olarak görülmekteydi. UCTE sistemi ile senkron paralel çalışma anlamına gelen Deneme Paralel Çalışma Testlerinin iki bin sekiz yılında başlanması hedeflenmekteydi.

Kuruluşumuzun çeşitli birimlerinden oluşan Çalışma Grubu, bağlantı görüşmeleri ve çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyordu. Teknik koşulların yerine getirilmesinin yanı sıra, UCTE yöneticilerinden gelebilecek her türlü kapris ve naza karşı da çözümler üretiliyor ve sakin, dengeli ve uzlaşmacı bir şekilde, oluşabilecek engeller birer birer aşılıyordu. Diğer yandan,  “Nasılsa UCTE sistemine bağlantı gerçekleşmeyecek. Bunlar beyhude çabalar, boşa kürek çekilmekte” şeklinde gayrı resmi söylemlere de kulak tıkanarak, tüm gayret ve enerjilerini bu işe yönlendirmekten geri kalmıyorlardı.

Doksanlı yılların sonralarından beri, aynı ekiple çalışmalarına devam eden çekirdek kadro, APK Dairesi Başkanlığı bünyesinden ayrılarak “Avrupa İletim Koordinasyon Müdürlüğü” adı altında müstakil bir müdürlük olarak faaliyetlerine devam ediyordu. Sayı olarak yetersiz olmalarına karşılık, aradaki açığı kaliteleri ve çok çalışmaları ile kapatmak yoluna giden ve ilerleyen zaman içerisinde YTD Başkanlığı bünyesine katılan bu ekip, öngörülen projenin altından başarı ile kalkmanın hayalini kurarak aralıksız çalışmalarını sürdürüyordu.

Çalışmalar sonucunda iki proje gerçekleştirilmişti. Bunlar; Türkiye Elektrik Sisteminin UCTE Elektrik Sistemine Bağlantısı için Tamamlayıcı Teknik Çalışmalar ile UCTE ile Senkron Paralel İşletme İçin Türkiye Elektrik Sistemi Frekans Kontrol Performansının İyileştirilmesiydi.

Bu projeler kapsamında belirlenen önlemlerin alınması ve ENTSO-E standart ve gerekliliklerinin sağlanması amacıyla, Türkiye Elektrik İletim Şirketi TEİAŞ ve Türkiye Elektrik Üretim Şirketi EÜAŞ tarafından santrallerin birçoğunun işletmesini ve kontrol sistemlerini iyileştirmek için rehabilitasyon programı geliştirildi ve gerçekleştirildi.

On sekiz aralık iki bin dokuz tarihinde, Avrupa Kıtası Senkron Bölgesi ile Türkiye Elektrik Sisteminin bağlantısı için uygulanacak yöntemler ve alınacak önlemler konusunda bir Anlaşma imzalandı.

Ocak iki bin onda, sistem puant yük koşulu testleri, mart ve nisan iki bin onda ise sistem minimum yük koşulu testleri başarıyla tamamlandı. 

            Artık Türkiye Elektrik Sisteminin, yeni adıyla ENTSO-E Sistemine Senkron Paralel Bağlanması için hiçbir engel kalmamıştı.

Eylül’ün on sekizinde, bağlantının gerçekleştirileceği o cumartesi sabahı, panayır yeri gibiydi Gölbaşı’ndaki Milli Yük Tevzi Merkezi… Mesaiye gelir gibi gelmişti insanlar, bu tatil sabahında… Tarihe tanıklık ediyor olmanın sevinci ve coşkusu gözleniyordu konuk katılımcılarda… Ülkemiz adına gerçekleştirilen bu başarının sahiplenicisi ne kadar çok olursa, yapılan işin büyüklüğü o denli ortaya çıkmaktaydı. Başarı da hepimizindi, gurur da…   

İnanç, azim, sabır, çalışkanlık ve gayret ile Avrupa Yolu’ndaki engeller birer birer aşılmıştı… İşini düzgün yapmanın verdiği huzur ile deneme senkron paralel çalışmalarının kalıcı bağlantı olması yönünde, en az bir yıl daha sürmesi beklenen yeni çalışmalara ve koordinasyonlara başlanmıştı bile mersin balığı sessizliğinde…

 

  

Ercan TAŞ – YTD; AİK Md.  

ercan.tas@teias.gov.tr