ZÜGÜRT AĞA FİLMİNİN SÖYLEM ANALİZİ

        AMAÇ                            

        Züğürt Ağa filmi 1985 yılında çekilmiş mizahi unsurları içerisinde barındıran bir dramdır. Film, Türkiye’nin hızlı dönüşüm sürecine tabi tutulduğu 80 li yıllar sonrasında değişen burjuva merkezi ve toplum yapısına mizahi bir bakış açısı sunmaktadır. Artık değişen toplum yapısında sınıf belirginlikleri önceden olduğu kadar ayrımlaşmamış, kompleks yapıya bürünmeye başlamıştır.

Züğürt Ağa filmi, çalışmamızda popüler kültürün sınıf kavramını daha karmaşık bir yapıya büründürmesi ve Türkiye’de 80 li yıllar sonrası değişen toplumsal yapı açısından ele alınacaktır. Popüler kültür salt bir kültür olarak görülmeyip bozan değiştiren bir yapı olarak adlandırılmaktadır. Modernizmin mutluluk vaadinde sağ koludur. Popüler kültür 80 li yıllar sonrası Türkiye’yi hızlı bir dönüşüme tabi tutmuştur. Bu dönüşüm sürecinde birçok toplumsal yapı bozulmuş, kabuk değiştirmiş, yeni oluşumlar gözlenmiştir. Fakat sınıf tahakkümü kapalı metinler ile görünmeyen bir yapıya bürünmüştür.

Züğürt Ağa’ Türk sinemasının buhranlı yılları içerisinde çekilmiş bir filmdir. Bu dönem de. Yeşilçam’ın altın yılları mit olmuş, erotik furya atlatılmıştır. 80 darbesi ile belirgin olarak, Sinema Türkiye’de para kazandıran bir sektör olmaktan çıkmıştır. Bu dönem daha çok halka ulaşamayan (veya halkın çözemediği veya çözecek bir şey olmayan) kısıtlı bir çevrenin salonlarda ödül dağıttığı sanat filmlerinin görüldüğü yıllardır.

Türkiye’de bu dönemde “profesyonelleşme” açısından bakarsak,   film çekmek karlı bir iş değildir. Züğürt Ağa bu bağlamda yabancılaşmayan bir kadronun, amatör heyecanlar taşıyarak oluşturduğu bir filmdir. Filmin senaryosu Yavuz Turgul tarafından yazılmış, Yönetmenliğini ise Nesli Çölgeçen yapmıştır. Şener Şen ve Erdal Özyağcılar gibi tiyatro temelli oyuncuların yer aldığı film; çevrildiği dönemde ki toplumsal değişime karşı, muhalif, mizahi bir dille yaklaşmaktadır.

“ Mizah özellikle de muhalif özellikleri nedeniyle popüler kültürün iktidara karşı yürüttüğü/ yürütebildiği direniş politikalarında önemli işlev yüklenmektedir. Bu yüzden, özellikle alt ve orta sınıflar için mizah, karşı kültür oluşturma ve iktidara muhalefet etme yollarından biri olmaktadır” (Arık 2006)

Filmde Şener Şen, değişen düzene ayak uyduramayan (sistem yada düzen ağası olamayan) kara mizah unsuru bir ağadır. Vaat edilen mutluluğa ayak uydurmadaki şark uyanıklığını gösteren maraba kesimi karşısında, Ağa madara olmaktadır. Züğürt Ağa filminin söylem analizini yapmak bize Türkiye’de 80 sonrası başlayan değişimin getirdiği yozlaşmayı algılama imkanı sağlayacaktır. Filmde, Türkiye’nin batısındaki hızlı toplumsal dönüşüme ayak uyduramayan, doğu insanın içine düştüğü çıkmaz gösterilmektedir. Hakim ideolojinin tahakkümü o derece yoğundur ki kapalı toplumların bile etkilenmemesi mümkün değildir.

 Bu toplumda hiçbir şey olan Kekeş Salman, hakim ideolojiye ayak uydurarak her şey olabilir. Her şey olan Ağa ise sistemin dışarısında kaldığı için hiçbir şey olmaya mahkumdur. Film tam bu noktada popüler kültürün sızma noktalarını kullanarak, gündelik metinlerle muhalif bir tutum sergilemiştir.

Türk sinemasının buhranlı yılları sonrasında,  soluk aldığı yıl olarak 1986 gösterilmektedir. 1985 yılında çekilen toplumsal içerikli filmler bir nebze olsun salonları doldurmuş ses getirebilmiştir. 1986 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivalinde, Atıf Yılmaz’ın Ah Belinda filmi En iyi film seçilmiştir. Yine aynı yıl, Züğürt Ağa filmi En iyi senaryo (Yavuz Turgul) ödülüne değer görülmüştür. Ayrıca bu yıl Dünya Uluslar arası İstanbul Sinema Günleri Eczacıbaşı Vakfı ödülü üç filme birden verilmiştir. Adı Vasfiye (Atıf Yılmaz) Amansız Yol (Ömer Kavur) Züğürt Ağa (Nesli Çölgeçen) filmleri ödüle layık bulunurken, Züğürt Ağa 4 milyon lira teşvik ödülüne layık bulunmuştur.

KAPSAM

Bu çalışmada Züğürt Ağa filminin 1986 yılında Mine Film tarafından çoğaltılan CD kaydı incelenerek, filmin analizi gerçekleştirilmiştir.

YÖNTEM

Televizyon metinleri anlaşılabilirlik zorunluluğu açısından yazılı metinlere nazaran kapalı metinlerdir. Bu metinler diziliş itibarıyla; yorumlanmaya ihtiyaç duymayan, üzerinde düşünülmesi istenilmeyen, anlam olarak basit ve okurundan özel bir istemde bulunmayan metinlerdir. Metinin anlam kazanabilmesi oluşturulduğu kültür içerisinde gerçekleşmektedir. Biz söylem analizinde metnin oluşturulduğu bu ortama bağlam diyoruz.

Metin oluşturulduğu kültür içerisindeki bağlamlar ile söylem oluşturur. Bu anlamda söyleyiş içerisinde taraflılık yani niyeti (ideoloji) barındırmaktadır. Gösteren ve gösterilen arasındaki kavramsallaştırma; metinlerin dizilmesi ve bağlam ile anlam boyutuna taşınır. Metinlerin söyleniş biçimi basit veya karmaşık olarak ideolojiyi yansıtmaktadır.

“Dil toplumsal bilinci oluşturur, bu bilinç ideolojidir. Algılarımızı başkalarına iletmek istiyorsak onları dil ile düzenleştirmemiz gerekir. Bu bakımdan toplumun bize kazandırdığı dil, hangi algiların gizil toplumsal niteliğe sahip olduğunu da büyük ölçüde belirlemektedir. Dil ideolojinin kurumsallaşmasında, yeniden üretilmesinde ve değişmesinde çok önemli bir rol oynar. Dil ve ideoloji ilişkisi toplumdaki güç ilişkilerinin ve güç mücadelesinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İdeolojiler dil aracılığıyla meşrulaştırılır ve kabul edilir.” (Arık)

Züğürt Ağa filminin metni oluşturulduğu dönem içerisinde popüler bir metindir. Bu metni toplumsal ve siyasal bağlam temelinde analiz etmek, Türkiye’nin 80 sonrası geçirdiği değişimi anlamak açısından yararlı olacaktır. Filmde söyleminin oluşturulduğu dönem 80 sonrasında ki Türkiye’dir. Bu sebepten çalışmamızda; Türkiye’de 80 sonrasında ki toplumsal ve siyasal bağlam değerlendirilecektir. Filmin metinlerini analiz edilerek, filmdeki söylem belirlenecektir. Son olarak 1980 sonrası Türkiye’de gerçekleşen kuralsız dönem ve getirileri ile Züğürt Ağa’nın durum karşısında duruşunun sonuçları üzerinde durulacaktır.

TOPLUMSAL BAĞLAM

Züğürt Ağa, Türkiye’de toplumsal kırılmanın yaşandığı yıllarda çevrilmiş bir filmdir. Metin bu kıvrılma bağlamında oluşturulduğu için ülkedeki toplumsal bağlamı incelemek yerinde olacaktır. 1961 Anayasası Türk toplumuna bir gömlek bol gelmiş ve 70-80 li yıllar arasında toplum siyasal olarak kutuplara ayrılmıştı.

Türkiye’de 80 öncesi dönem salt ideolojik sevdaların görüldüğü yıllardır. Toplum olarak Almanya’da ikinci kuşağın yetişmeye başladığı bu dönemde, Anadolu’dan göç edenler yarı İstanbullu olmuşlardı.

Türkiye’de 80 Askeri darbesi sonrasında ki topal demokraside göze çarpan karakter Turgut Özal’dır. 24 Ocak kararları döneminde Başbakan Yardımcısı olan Özal 83 seçimleri sonrasında Başbakan olmayı başarmıştır. Artık 82 Anayasasına uygun olarak toplum depolitize edilmeye başlamış, gümrük duvarları çözülerek küreselleşmeye entegre olma dönemi hız kazanmıştı.

“Postmodernizm, modernizmin “ötekine tahakkümü” dizgesini daha iyi bir özne-nesne, hatta, özne-özne ilişkisine dönüştürmeyi amaçlar bu amaç doğrultusunda ve ekolojik denge kaygısıyla, her şeye ben yani özne payesi verir” (ALATLI 16)

“Bu dönemde tüketim kalıpları büyük önem kazanmıştır ve insanların beyinlerine; tükettikçe birey olabilecekleri, tükettikçe farklı olabilecekleri düşüncesi yerleştirilmeye çalışılmıştır. Gündelik hayatın baskısı ve sıkıntısından bunalan kitleler, popüler kültürün “fantazyaları” yoluyla rahatlamakta, tüketim ilüzyonuyla, dış gerçekliğin acıtıcı taraflarını törpülemektedirler” (ARIK)

Bu dönemin getirdiği tüketim yoğunluğu, tüketme ekonomisine sahip olmayan kesimin, tüketenlere özenmesini de beraberinde getirdi. Bu dönemde medya tarafından topluma pompalanan zenginleştirilmiş hayat tarzı günden güne tutuyordu. Dünya’da 1970 sonrasında reformize edilen kapitalizm, post fordizm adı altında bireysel tüketimi sihrini yakalayabilmiştir. Türkiye’nin bireysel tüketim fetişizmine yönelmesi ise; 80 sonrası oluşan siyasi düzenlemeler ve toplum yapısındaki değişme ile sağlanmıştır. Bu dönemde zenginliğin kaynağı sorgulanmaktan çıkmış, itibar değerlendirmesindeki temel soru kim ne kadar harcayabiliyor olmuştur. Böylece toplumun itibar noktası referansı değiştirilmiştir.

“özellikle bütün dünyada 70’lerin ortalarından itibaren hızla zenginleşen hizmet sektörüne eklemlenmiş yeni bir “toplumsal katman”, çalışma tarzlarının yanı sıra, serbest zamanı değerlendirme biçimleriyle de diğerlerinden farklılaşmaktadır. Bu yeni sınıfın en önemli hayat felsefesi “yaşamdan zevk almaktır”. Bu amaçla, kültür endüstrisi tarafından öngörülen tüketim kalıpları, gösterişli bir şekilde taklit edilir. Bu sınıfların oluşturduğu “modalar”  daha sonra diğer toplumsal katmanlara sızarak, tüketim merkezli bir hayatın kitleler nezdinde yeniden olumlanmasını sağlarlar” (ARIK54)

Türkiye’de 80 sonrası küresel kültüre entegre olma döneminde köşedönmecilik kavramının hız kazandığı görülür.. Bankerler, hayali ihracatçılar dönemin fırsatçılığından yararlanan belirli bir kesimdir. Bu dönem üzerine Türk Sinemasında “Banker Bülo, Namuslu,” gibi filmler çekilmiştir. Bu filmler dönemin sonuçları üzerine kurgulanmıştır. Oysa Züğürt Ağa filmi köşedönmeciliğin kuluçka dönemi üzerinde durmaktadır. Film zihniyet değişimini anlatırken, uyanıklık ve sistemi olumlama üzerinde muhalif bir tutum sergilemektedir.

SİYASAL BAĞLAM

Türkiye’de 80 sonrası siyasi yapıyı değerlendirmek için iki temel nokta üzerinde durulabilir. Bunlardan ilki 1980 darbesi ve onun meyvesi olan 1982 Anayasası, diğeri ise bu dönemde yıldızı parlayan ve dönem sonrasında başbakan olan Turgut Özal’dır.

“Darbelerin mantığına göre, Türk milleti henüz rüştüne ermiş değildir. Siyasetçiler ve siyasi partiler, bu yüzden milleti kandırmaktadır. Şu halde Türk milletini vesayet altına alarak onu siyasetçilerden ve kötü niyetli benzer unsurlardan koruyacak bir aktöre ihtiyaç vardır. bu aktör, aydınların desteğine de sahip olan ordudur” (ALATLI 2006)

80 öncesi siyasi kutuplaşmalar ve toplumsal yoğunlaşmaları demokrasi çerçevesinde çözemeyen Türkiye, pekte yabancı olmadığı bir yolu çözüm yoluna, (Askeri darbe) başvurmuştur. Kurulan Askeri hükümet’in çözüm önerileri basitti. İç çatışmaların sona ermesi, kitlelerin siyasetten uzaklaştırılarak sükunetin sağlanması gerekmektedir Bu anlamda ordu; Çatışmaları sona erdirmeyi sokağa çıkma yasağı ve asker gölgesi gibi bir çözümle kısa vadede sağladı. Bundan sonra ise kitlelerin depolitize edilmesinde iki önemli ayak görülebilir. Bunlardan ilki yasal düzenlemedir ki, bu zemini 1982 Anayasası ile sağlamıştır.

“ilk olarak 12 Eylül 1980 sonrasında yapılan 1982 Anayasası ile yeni toplumsal yapının hukuksal çerçevesi çizilir. Anayasa ile sendikal özgürlükler önemli ölçüde kısıtlanarak, sendikalara ve derneklere siyaset yasağı getirilmiştir. Toplusözleşme ve grev hakkı sınırlanmış, ayrıca memurların sendikadan sonra, dernek kurmaları yasaklanmıştır. Yine bu dönemde siyasal katılımın önemli unsuru olan siyasi partiler kapatılır.” (TANÖR:106)

Kitlelerin siyasetten uzaklaştırılıp, yönetimi belirli kesimin elinde tutmak için yasal düzenlemeler tamamlanmıştır. Fakat 80 öncesinde ki siyasi yönelimlerin yerine ne konulacağı konusunda ordu ve siyaset paslaşması görülür. Bu paslaşma ayrıca dış ilişkiler içinde gerekli görülmektedir. Bu anlamda ilk olarak rota çizilmelidir.

“Ne zaman hükümeti ele geçirirlerse geçirsinler, generallerin ilk yaptıkları iş dış siyasetin yönünde herhangi bir değişiklik olmayacağını ve özellikle batı dünyasıyla olan mevcut anlaşmalara sadık kalınacağını tüm dünyaya ilan etmek olmuştur.” (ÇALIŞ 2003)

Bu anlamda darbeler popüler kültüre entegre olma açısından istikrarlı bir yapı arz etmektedir. Küresel ölçekteki sermayenin dolaşımının aksamaması için, dereğülasyona gerek vardır. Türkiye’de bu düzenlemenin altyapısında; düşünsel boyut olarak liberalizm, aksiyon boyutu olarak 80 sonrası iktidar yapısı ANAP ve Özal gösterilebilir.

Türkiye’de bıraktığınız ve yapmaya başlayan kitleler artık hızla batıya göç etmektedir. Siyasete olan ilgilerini çıkar ve yağdanlık kelimeleri özetlemektedir. Siyasete ilgisi böyle olan az bir kitle yanında, depolitize edilmeye başlamış büyük bir kitle ise ihtiyaç fazlası tüketerek boş zamanlarında sistemi olumlama çabasına düşmüştür.

“Modernizm sadece kapitalizmle değil, aynı zamanda kapitalizmin-kendisinden türememiş olsa da bağlantılı eşi olan bilimcilikle beraber- ideolojik harcı liberalizmle de bütünleşik bir yapı arz etmektedir. Bu bağlamda, modernizmin kapitalizm ve liberalizmle girft- bütünleşik yapısının, modern toplumlardaki hakim sistem olduğunu ve çoğu zaman aralarına sınır koymanın olanaklı olmadığını” (ARIK 24-25) söyleyebiliriz.

İşini bilen memur, daha önce hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybetmiş, ve işini bilir hale gelmiştir. Türkiye’nin 80 sonrasında ki bu hızlı dönüşümünü küresel ölçekte düşünmek önümüzü açacaktır. Sanayi devrimi sonrası düşünsel boyut olarak görülen modernizmin yerinde daha lümpen bir liberalizm vardır. Klasik sloganı ile bırakınız yapsınlar. Modernizim aksiyon boyutunda sanayi devrimi ve kapitalizm görürsünüz. Türkiye’nin 80 sonrası döneminde; sanayi devrimi, Anap iktidarı ve Özaldır.

Türkiye’de Yazar düşünür takımının, dönemin sancıları ile ilgili önceden söylemleri sonrasında, Züğürt Ağa, “halka gösterilmiş, somutlaştırılmış” ilk örnektir. Sinemamızda bu dönemi eleştiren Muhsin Bey gibi örnekler, Züğürt Ağa’nın çekiminden sonra görülmektedir. 

        ZÜGÜRT AĞA FİLMİNİN SÖYLEM ANALİZİ

Çalışmamızda filmin sınıfsal söylemi üzerinde durulacak. Yine bu söylem üzerinden anlatılan, Türkiye’deki toplumsal değişim incelenecektir. Toplumsal bağlam temelindeki ekonomik çatışmaların yol açtığı değişim ile bu değişime ön ayak olan siyasal otorite incelenecektir. Züğürt Ağa’nın muhalif söyleminde; metinler, dekor, jest ve mimikler üzerinde durulacaktır. Türk sinemasında Züğürt Ağa’dan önceki örneklerde incelenen şehre göç kavramında hayal kırıklığı hep alt sınıfın olmuştur.  Züğürt Ağa filminde Popüler kültürün mutluluk vaadi içerisinde şehre göç eden Haraptar burjuvasının (züğürt ağa) kaybolan değerleri ve yıkımı anlatılmaktadır

ZÜĞÜRT AĞA FİLMİNİN TOPLUMSAL SÖYLEMİ

Film Haraptar köyünün Ağası Şener Şen’in güreş merakı sebebiyle verdiği davet görüntüleriyle başlar. Bu görüntülerde üzerinde durulan oluşmaya başlamış toplumsal değişim değil, öncesindeki yerleşik düzendir. Ağa güçlüdür, verendir. Bu bağlamda 80 sonrası liberalizm parolası ile oluşan global kültüre entegre olma düzeninde, filmdeki haraptar köyü ağası folklorik (yerel) unsur olarak gösterilmiştir. Züğürt Ağa değer dönüşümünde kendi değerleri içerisinde yaşamayı tercih eden bir karekterdir..

“Remzi’yi var etme çalışmamıza delikanlıyı çevreleyen şeylere isim koyarak başlayacağız. İsim, varoluş demektir. Varoluş isim ile eş tutulan soyutlama ve sembolleştirme ile mümkündür. İsmi olmayan hiçbir şey var olamaz. Var olmayan hiçbir şeyin ismi yoktur” (ALATLI: 47)

Bu anlamda filmin söyleminde sembolleştirmenin başat karakteri isimler üzerinde durmak yerinde olacaktır. Senaryodaki isimler her ne kadar hayali gibi görülse de, kavramsallaştırılmaları ile izleyicinin “anlamasında” önemli yer tutmaktadır.

Haraptar Köyü: Züğürt Ağa’nın elinde kalan tek köyünün ve İstanbul’a göç ettikten sonraki bakkalının ismidir. Harap olma kavramına mizahi bir gönderme ile oluşturulan isim, Türkiye’nin liberalleşme düzeninde yıkılan birçok değerin yeni adını, haraplık olarak belirlemiştir. Artık Weber’in de dediği gibi yeni kurulan düzene karşı gelenlerin yapacakları fazla bir şey yoktur. Türkiye’deki 80 sonrası hızlı dönüşüme, kuralsızlığa ayak uyduramayanların memleketinin adıdır Haraptar.

Züğürt Ağa: Türkiye’de 80 sonrası gerçekleşen dönüşümde artık köy ağalarına yer  yoktur. Şehirde, kazanmanın her yolunun mübah sayan, değer erozyonunun timsali şehir patronları vardır. Yeni kurulan düzene ayak direyen Ağa’nın adı olsa olsa Züğürt Ağadır.  

Kahya: Kahyanın filmde ki ismi sadece bir yerde geçmektedir. O bölümde ise artık ağası şehirdedir ve onu azat etmek zorunda kalmıştır. Yeni düzende sadık kahyalar değil (burada kahyalığı hizmetkarlık anlamında değil dostluk olarak görüyoruz) para karşılığında, verilen para ölçüsünde iş yapan kişiler vardır. Bu yüzden Züğürt Ağa’nın Kiraz kızla birlikte tek sadık dostunun filmde adı yoktur. Gelenekselliği temsil ederek filmin muhalif söylemine uygun olarak  “kahya” adlandırması yapılmaktadır.

Film Ağanın çizmelerini giydiği geleneksel ağalık düzenin anlatımıyla başlar. Filmin başında güç, ihtişam ve zenginlik adına giyilen çizmeler, filmin sonunda düşülen sefaletin temsilcisi olarak çiğ köftelik et ve bulgur almak için satılmaktadır.

Türkiye’nin 80’li yıllar sonrası değişen ekonomi anlayışına uygun bir gönderme ile başlayan filmde: Züğürt Ağa kazandığı güreş sonrasında marabanın kolları üzerindedir. Fakat marabanın derdi ağanın kazandığı güreş değil sonrasında verilen ziyafettir. Züğürt Ağa siz buyurun yemeğe dediği andan itibaren yanında bir tek maraba kalmamış, hepsi ziyafete koşmuştur. Türkiye’nin yeni girdiği dönem sonrasında önemli olan karın doyurmaktır. Ağa’nın gücü de ekmek verdiği sürece vardır.

Filmde Eskiden köy Ağası olan Abuzer Ağa Türkiye’de 80 sonrası oluşan dönüşüme ayak uydurmuş, şimdi şehirde yaşayan bir tüccardır. Züğürt Ağa’nın Abuzer’e borcu vardır.

Züğürt Ağa: Yani Allaha kalmıştır. Rahmet yok, ekin yok, banka kredi vermiyir. Anlıcağın sana karşı başımız eğiktir. Borcumuzu ödemek için biraza mühlet isteriz.

Abuzer: Estağfurullah. Bekleriz Ağam canın sağolsun. Bekleriz de yav ağa be ne diyi bu rezilliği çeken sat gel benim gibi şehere. Yağmur yağmaz dert, ekin çürür dert, hayvan hastalanır dert. Boşver be bi sürüde başına maraba belesi.

Züğürt Ağa: Doğrisin. Yukarda Allah, ama işte biz bu topraklarda doğduk. Allah kahretsin. Adımız, Ağaya çıkmış bir kere. Bırakıp gidersem dost düşman ne der. Maraba ne der. Bunca insan elimizi bakiyir. Biz hayatı biraz da şan olsun diye yaşarız be ağa. Üstelik ben senin gibi ticaretten de anlamam. Benzincilik hiç yapamam.

Abuzer: Eh sen daha iyi biliyin. O zaman dua etde yağmur yağsın.

Yoksam işler kötüdür.

Züğürt Ağa: Nere gidiyin

Abuzer: o sen bizi ne zannediyin. İşler dağ gibi bizi bekliyi.

Züğürt Ağa: Vallahi bırakmam. öyle bir mırro ile bırakmam seni.

Abuzer: Başım gözüm üstüne ama ağam. Yeminlen çok iş var. Üstelik Şehirde iş beklemez.

Züğürt Ağa: yav işte neymiş. Rakıları açarız sana bir de çiğ köfte yaparım

Abuzer: Ağa şehir işi başkadır. İpin ucunu bırakamazsın bırakırsan yanmışsın.

Filmde Züğürt Ağa karakteri yetiştiği toplumun değerlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Büyüsü bozulmamış bir hayata sahiptir. Duyguları ve hissettiklerine (inançlarına) göre yaşamaktadır. Serbest zamanları işten bile önemlidir. Züğürt Ağa’ya göre Allahtan yağmur beklemek, şehirde müşteri beklemekten daha erdemli bir davranıştır. Fakat Türkiye’de oluşmaya başlayan ekonomik değişim, Ağa’yı da tahakküm altına girmeye zorlamaktadır. Züğürt Ağa şanlıdır, Ağadır. Fakat yağmur yağmamaktadır. Filmde Ağa buradaki isyankar söylemi ile hem yeni oluşan düzene hem de geleneksel biatlara karşı çıkmaktadır.

“ Başını gökyüzüne çevirerek, Niçin hiçbir şey eskisi gibi değil. Kurban olduğum ver şu rahmeti. Muhtaç etme beni şıh pezevengine ben el mel öpmem çok ağırıma gidiyor yav”

Abuzer Ağa ise düzene ayak uydurmuştur. Şehirde işin beklemeyeceğini bilenlerdendir. Fırsatçılığın, kuralsızlığın kurallarını Özal’lı yıllar sonrası değişen toplumsal yapıda öğrenmiştir.

Züğürt Ağa filmi bağımlı kesimlerin dili ile, bağımlı kesimlerin sistemi olumlama açısından hızlı değişime ayak uydurma sürecini anlatmaktadır. Evet bu süreçte büyüsü bozulanlar kazanmaktadır. Film söyleminde büyüsü bozulmayan Züğürt Ağa’ya kaybettirmektedir. Türkiye’de bu dönem içerisinde kazananların kaybettikleri değerlerin, kazanılanlara karşı kaybedilmeye değmeyecek şeyler olduğunu söylemektedir.

Züğürt Ağa: Ne oldu.

Kahya: kızacaksın

Züğürt Ağa: yok kızmam. Yok ulan yok.

Kahya: seçimler var ya

Züğürt Ağa: ne olmuştur seçimlere

Kahya: senin parti boku yemiştir. Bir oy çıktı.

Züğürt Ağa: Ne. Ne diyisin sen lan. Kaç kişi vardır benim köyde.

Kahya: Vallah bir oy çıkmıştır.

Kekeş Salman: Vallah benim oyumdur Ağam

Kahya : benim oyumdur Ağam

Züğürt Ağa: ulan kavatlar bir oyu ikiniz verdiniz de benim oyum nere gitti.

Türkiye’nin yeni girdiği dönemde geleneksel olan her şey kan kaybetmektedir. Ekonomi temelli değişikliğe ayak uyduramayanlar, siyasi olarak da dışlanmaktadır. Siyasette ideolojik oy atma dönemi bitmiş. Vaat edilen ekonomik faydalara göre oy verilmeye başlanmıştır. Siyah ve beyaz olan tonlar gitmiş onların yerine olanca düzen taraftarlığıyla grilik gelmiştir.

Türkiye’de ki değişimi desteklemeyenlerin, artık bir oyu vardır. Film söyleminde yeni girilen dönemde, direnenlerin tek kalmasının kaçınılmaz olduğunu söylemektedir. Film söylemindeki düzene muhalif tutumunda, aslında şu anda yenilmenin olağanlığından bahsetmektedir. Söylem retorik gereklilik içerisinde, Züğürt Ağa’yı iyi olarak göstermektedir. Fakat James Bond’ların aksine burada ki iyi düzene taraftar olan değil muhalif olandır. Türkiye’deki değişimi onaylamayan iyi kaybetmektedir.

Ağanın ayağına kapana kekeş Salman, yeni gelişen değersizlik düzenine uygun bir kişiliktir. Ağanın buğdayını çalmada onu engelleyecek değerler yerine, Türkiye’nin değişen yapısındaki fırsatçılık vardır. Değerlerin türbedarı Züğürt Ağa’nın çiğ köfte yoğurduğu bir davette:

Abuzer: Nedir bu viski?

Garson: Balastines Ağam.

Abuzer: Kuvantinen yokmiydi.

Garson: Bu daha hasso bir viskidir. Ağam.

Abuzer: De hadi dök. Dök.

“Halk hiyerarşik ilişkilerin olmadığı meyhanelerde, alkolün cesaret kattığı bir özgürlük atmosferinde buluşarak rahatlar. Yasak olan oyunları oynar, küfürler savurur, iktidarı protesto eder. Kısacası meyhaneler, popüler kültürün direnişçi tarafının en çok hissedildiği yerlerdir… diğer taraftan, rahatlamaya yönelik her eylem bu eğlence mekanlarıyla sınırlı olduğu ve buradan dışarıya taşmadığı için, otoriteler, halkın bu eğlenme biçimlerini, kendi iktidarları adına kullanmakta ve halkın bu tip aktivitelerle rahatlamasına destek olmaktadır.” (ARIK 19)

Toplumun alışkanlıkları popüler kültürün tahakkümüne girmiştir. Türkiye viskinin yasak olduğu dönemleri geçirmiş, hasso viski içen Ağalar türetmiştir. Serbest zamanlar iktidarın mutluluk parolasında önemli uygulama alanlarıdır. Değiştirilen serbest zaman alışkanlıkları ile kitleler kitle kültürüne daha hızlı entegre olmaktadırlar. Abuzer Ağa rakı ve çiğ köfteli sofralarda büyümüştür. Fakat yeni düzenle birlikte viski seçer hale gelmiştir.

Züğürt Ağa köyünü satmıştır. Artık şehre yol almak zorundadır. Atı şahinle konuşur.

“Şahin. Bilesen ki sen soylu bir atsın. Ama gittiğim yerde sana yer yoktur. Onun için seni götüremiyem. Bakma bana öyle elden bir şey gelmiyir”. Filmin söyleminde değişime karşı duranların çaresizliğinin altı bu bölümde tekrar çiziliyor. 80 li yıllar sonrası gelişen şehir düzeninde atlara yer yoktur. Ayrıca atla kurulacak olan duygusal bağa da yer yoktur. Züğürt Ağanın bilmediği bir şey daha vardır ki. Belli değerlerin sahibi kişilerinde şehir hayatında yeri yoktur.

Türkiye’de 80 li yıllar sonrasında değişen siyasi oluşumda filmin söylemine girmiştir. Siyaset ve iş dünyası arasındaki paslaşmanın olağan olduğu bir döneme girilmiştir. Yeni dönemde siyasete yaslanan gazeteler, medya patronları, iş adamları itibar görmektedir.

Kahya: olanları hiç duyma daha iyidir. Meğer baraj yapılacakmış bizim bölgeye. Topraklar acayip değerlendi. Ama çoktan satıldı. O partili biliyormuş. Bin dönümden fazla yer kapattı. Bilmem hangi şirket içinmiş gizli tutuldu.

Züğürt Ağa: Kısmet bu kahya

Siyasetle paslaşmayı beceremeyen Züğürt Ağa, başına gelenleri kader kısmet olarak adlandırmaktadır. Mutluluk vaat eden süreçte Züğürt Ağa’da tüm olanlara karşın umudunu yitirmemekte, kazanacağını düşünmektedir. Sistemdeki tüm yoksulların beslediği umudu gösterircesine, yanan domates arabası sonrasında, “bizi mahveden kamyonetin telefidir. Şimdi kafamda çok iyi bir iş vardır.”

Kahya: Sen ağanın uzattığı ciğarayı nasıl alırsın lo.

Mahmut: Ağalık beylik köyde kaldı kahya. Burada ağalık başka türlü olur öğrenin gayrı ha.

Düzenin değiştiğini Mahmut kahyanın yüzüne söylemektedir. Artık değişenler güçlüdür. Değişime ayak uyduramayan Züğürt Ağa’ya ise söyleyecek şu sözler kalmıştır.

-Yav bu dünya nasıl dünya olmuş. Kazıkladılar beni.

-Abdest alırken ceketimi çaldılar. Vay dinsizler imansızlar.

-Kekeş salman sen kimsin lan bana iş verecek!

-Kız bu ağa züğürt ağadır.

Ağa filmin başında giydiği güç göstergesi olan çizmelerini, şehir hayatı sonunda satmıştır. Çizmelerin parası ile çiğ köfte satmak için et alacaktır. Bütün dostları gitmiş yanında tek olarak Kiraz kız kalmıştır. Tokyo terliklerle kalan ağanın acı itirafı; kız bu ağa züğürt ağadır, olmuştur.

Kiraz Kız: Olsun senin insanlığın güzeldir. Onun için ağalığı beceremisen olmuştur.

Türkiye’nin 80 sonrası girdiği virajda insanlığı güzel olanlara yer yoktur.

SONUÇ

Züğürt Ağa filmi uzun metrajlı bir dramdır. Filmdeki hakim söylem, mizah ekseninde kurgulanmış, Türkiye’nin 80 sonrası liberalleşmesine muhalif bir bakıştır. Züğürt Ağa Türkiye’nin yaşadığı hızlı değişimde insanımızın; konuşma diyalektiği, giyim gibi unsurlarında değişme olmadan yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimine bir göndermedir. Filmde, Altyapı olarak değişmeyen veya değiştirilmeye gerek duyulmayan bir insan profili çizilmiştir. Altyapı ve birikimi değişmeyen insanımızın,  80 sonrası dönemde ki popüler kültürün kuşatmasıyla köşedönmecilik dönemine adım atış macerasıdır, Züğürt Ağa.

Filmde söylemin bir parçası olan mekanlar özenle seçilmiş, Anadolu’da çekilen sahnelerin mekanı kadar İstanbul sahnelerine de özen gösterilmiştir. Anadolu’dan İstanbul’a göç eden insanımızın banliyö hayatını geçirdiği mekanlar ( İşçi kahveleri, Seyyar tezgahlar, Tek odalı evler) izleyiciye tanıtılmıştır.

Global ölçekte silikon yapıdaki popüler kültür’ün, Türkiye’de ki kuşatıcılığı 80 sonrasında yoğunluk kazanmıştır. Bundan böyle kural koyucu ekonomik darvinizmdir. Değerler erozyona uğramış, değersizlik temelli kurulsa da, zenginlik itibar sağlar olmuştur. Züğürt Ağa filmi söylem olarak tam da bu noktada ki yozlaşmayı dile getirir. Güç timsali bir ağanın bile kurulan yeni düzenin çarkları arasında eriyiş serüvenidir Züğürt Ağa.  Çizmelerini devamlı boyatan “Ben el mel öpmem yav ağırıma gidiyor” diyen ağaya bu yozlaşma kültürü, çizmelerini çıkarttırmış, belki de el öptürmüştür.

“Farklı toplumsal kesimler hayat tarzlarını, zevklerini ve beğenilerini kısacası ideolojilerini popüler kültür formları aracılığıyla dışa vururlar. Bu açıdan, popüler kültür ürünleri, Hall’a göre çeşitli toplumsal kesimlerin kendilerini ifade ettikleri mücadele zeminidir” (ARIK 106)

Züğürt Ağa Filmi; Stuhart Hall’ın sızma betimlemesine, popüler metinler kullanılarak popüler kültüre sızmaların gerçekleştirilebileceğine dair görüşe iyi bir örnektir. Film söyleminde Türkiye’de 80 sonrası gerçekleşen siyasi ve toplumsal değişimle inceden inceye dalga geçmiş ve karşısında yer almıştır. 

 

KAYNAKÇA

ALATLI, Alev  (2006) Hayır Diyebilmeli İnsan, İstanbul: Zaman Kitap

ALATLI, Alev  (2000) Schröndinger’in Kedisi, Kitap 1 Kabus, İstanbul: Boyut Yayınevi

         ARIK, M. Bilal (2006) Bir demet tiyatro dizisinin söylem analizi.

ARIK, M. Bilal: Raymond Williams ve popüler kültür.

         ARIK, M. Bilal, Top Ekranda (2004) İstanbul: Salyangoz yayınları, Birinci basım.

ÇALIŞ, H. Şaban (2004) Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkileri, Ankara: Nobel, 2. Baskı

TANÖR, Bülent (1994) Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul: BDS Yayınları

 

ZÜĞÜRT AĞA

OYUNCU

Şener Şen

Nilgün Nazlı

Füsun Demirel

Atilla Yiğit

Erdal Özyağcılar

Can Kolukısa

Ayla Aslancan

Kemal İnci

Filiz Küçüktepe

Bahri Selin

Celal Perk

Kadir Yılmaz

Hamdiye Turhan

Sabah Ayşavkı

Ali Osman Okumuş

Funda Çakmaktaş

Celal Yassıtaş

Habil Yenici

Ahmet Yutmaz

Ali Rıza Canoluk

FİLMDEKİ KAREKTERİ

Ağa

Kiraz

Ağanın karısı

Hirpit Ali

Kekeş Salman

Kahya

Anne

Abuzer

Salmanın karısı

Baba

Remo

Kan kardeş

 

 

Ağanın oğlu

Ağanın kızı

Şıh

1. Pehlivan

2. Pehlivan

Market sahibi

 

Yönetmen:                                                        Nesli Çölgeçen

Senaryo Yazarı:                                                Yavuz Turgul

Müzik:                                                              Atilla Özdermiroğlu

Yapımcı:                                                           Kadir Yurdatap

Eser:                                                                  Osman Şahin

Görüntü Yönetmeni:                                        Selçuk Yurdatap

Yönetmen Yardımcısı                                      Sadullah Celen

Yapım:                                                              Mine Film

 

Taner ÖZCAN

9.İletim Tesis Ve İşletme Grup Müdürlüğü/KONYA

e-mail adres: taner.ozcan@teias.gov.tr