TÜRK VERGİ HUKUKUNDA VERGİ SORUMLULUĞU
GİRİŞ
Kamu giderlerini karşılamak için
geçmişten beri uygulanan en etkili maliye politikası aracı vergidir. Kişilerle
devlet arasında borç-alacak ilişkisi doğuran hususların başında
vergilendirme gelmekte olup; belirtilen bu ilişkinin alacaklı tarafı devlet,
borçlu tarafı ise vergiyi ödemekle yükümlü bulunan gerçek yada
tüzel kişilerdir. Belirtilen
bu ilişkide
tarafların sahip olduğu yetki ve sorumluluklara Anayasa ve kanunlarda
yer verilmiş; kanunlarda bazı
hallerde vergi miktarının belirlenmesi ve / veya vergiden sorumlu olanların
belirlenmesi hususu devletin (idarenin) takdir yetkisine de bırakılmıştır.
Belirtilen takdir yetkisi idare (devlet) tarafından genel tebliğ yayınlamak
gibi usullerle de kullanılmıştır. Örneğin; 89 seri no.lu KDVK tebliği ile
sorumlu tutulacaklar belirlenmiştir.[1]
Vergilendirme
yetkisine dayanan devlet, belirli bir oranda ödeme gücüne gerçek ve tüzel
kişileri “vergi mükellefi” olarak tanımlamış ve bunları “asıl vergi
borçlusu” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca, devlet bununla da yetinmeyerek,
kimi zaman vergi tahsilatını kolaylaştırmak ve hızlandırmak, kimi zaman
vergileme ile ilgili ödevlerin doğru bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak,
kimi zaman ise vergi alacağını güvence altına almak amacıyla, vergi mükellefi
ile iktisadi veya hukuki ilişki içinde olan bazı üçüncü kişileri de mükellef
ile birlikte veya onun yerine vergi borcunun ödenmesinden sorumlu tutmuş; bu
amaca ulaşmak için de vergi
sorumlusu kavramını ve vergi sorumluluğu müessesesini ortaya koymuştur.[2]
Vergi sorumlusu Türk vergi mevzuatında
genel olarak düzenlenmiş olup,
ilgili vergi kanunlarında çeşitli kişilerin sorumluluk hallerine yer verilmiştir.
Fakat, vergi sorumlusu kavramı ve vergi sorumluluğu konusu incelendiğinde,
vergi sorumlusu olarak ifade edilen kişilerin hukuki nitelikleri ve
sorumlulukları arasında önemli farkların olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu
nedenle, genel düzenlemelerden hareket ederek vergi sorumlusu kavramı ve vergi
sorumluluğu konusu ile ilgili yorum yapmak, çoğu zaman hatalı sonuçlara yol
açabilmektedir.
Bu çalışmada vergi mükellefi ile vergi sorumlusu kavramları üzerinde durulacak ve vergi sorumlusu durumundaki kişilerin nitelikleri ve yetkileri incelenecektir. Daha sonra, Türk vergi mevzuatında sorumluğa ilişkin hükümler ele alınacak, bunları takiben, farklı açılardan sorumluluk türleri açıklanacak ve vergi sorumlusu konumundaki kişilerin vergi mükellefiyle, kendi aralarında ve vergi idaresiyle olan sorumluluk ilişkileri açıklanmaya çalışılacaktır.
I .
MEVZUATIMIZDA MÜKELLEF VE VERGİ SORUMLUSU KAVRAMLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
A. MÜKELLEF (YÜKÜMLÜ) KAVRAMI VE
NİTELİKLERİ
Vergi Mükellefi (Yükümlüsü); 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun 8/1. maddesinde “Vergi kanunlarına göre kendisine vergi terettüp eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bir başka deyişle Vergi Mükellefi ( Vergi Borçlusu) belirli bir miktarda vergiyi kamu alacaklısına ödemek durumunda olan gerçek veya tüzel kişidir.[3] Söz konusu kanun maddesine bakıldığında vergi mükellefiyetinin en önemli unsuru olan “vergi borcunun ödenmesi” hususunun vurgulandığı net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.[4]
Vergi borcunu ödeme (maddi görev) dışında mükellefin bazı şekli ve usule ilişkin görevleri de bulunmaktadır. Vergi Usul Kanunu başta olmak üzere bu görevler çeşitli kanunlarda yer almaktadır. Örneğin; defter tutmak, beyanname vermek, defter ve belgeleri saklamak ve gerektiğinde göstermek gibi.
Vergi yükümlülüğü genellikle sadece maddi edimde bulunma gereği şeklinde anlaşılmaktadır. Maddi ve şekli görevleri içine alan yükümlülük ise dada geniş bir kavramdır. İlk bakışta Vergi Usul Kanunu yükümlü kavramını yalnız maddi görev açısından tanımlıyormuş gibi algılansa da; mükellefi tanımlayan VUK’un 8/1 maddesi hükmünü, “mükellefin ödevleri” başlığını taşıyan İkinci kitabın biçimsel ödevlere ilişkin hükümleri (VUK-157-257) ile bir arada değerlendirmek gerekmektedir. Vergilendirmeden kaynaklanan ilişkide maddi görev ve biçimsel görevler bir arada bulunmaktadır.[5]
“Kanun koyucunun gerçek amacı, bir
verginin ekonomik yükünü onu ödeyenden farklı kişilere (vergi yüklenicisi)
yüklemek olsa bile, verginin ödenmesi ve diğer ödevlerin yerine getirilmesi
bakımından vergi dairesine muhatap olanlar kanuni mükelleflerdir. Bu nedenle,
mükellefiyet kanundan doğan hukuki bir ilişki olup, vergi kanunlarında öngörülen
istisnalar dışında mükellefiyete ilişkin özel sözleşmeler vergi
idaresini bağlamaz (VUK, md. 8/3). Dolayısıyla, vergiyi yansıma yoluyla başkalarına
aktarma imkanına sahip olsa bile, vergi mükellefi “asıl vergi borçlusu”
konumunda olup, buna ilişkin maddi ve şekli ödevleri yerine getirmek
durumundadır.
Bir kişinin vergi mükellefi
olabilmesi için 1) Vergiyi doğuran olayın ilgilinin kişiliğinde gerçekleşmesi
ve 2) Vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda olması
gerekmektedir. Bu iki şart vergi mükellefi ile vergi sorumlusu arasındaki
farkları belirlemede temel kriter oluşturmaktadır. Vergi mükellefiyeti, esas
itibariyle vergiyi doğuran olayın vergi mükellefi nezdinde gerçekleşmesi
ile doğmaktadır. Bunun için vergi mükellefi ile vergi konusu arasında bir
bağın kurulması gerekmektedir. Diğer taraftan, mükellef vergi borcunu
malvarlığından ödemek zorunda olduğundan, malvarlığında azalma meydana
gelmektedir. Ödenmemesi durumunda ise vergi idaresi mükellefin malvarlığına
karşı cebren takibat yapabilmektedir. Bu niteliklerinden dolayı mükellefe
uzlaşma, düzeltme, mahsup ve iade, takas ve terkin talebinde bulunma veya
zamanaşımını ileriye sürme hakkı tanınmaktadır. Benzer şekilde, malvarlığında
azalmaya bağlı olarak menfaati zedelendiğinden, mükellefin yargı yoluna başvurma
hakkı da vardır.”[6]
Temel kaide vergi mükellefinin; gerçek veya tüzel kişi olması olmakla birlikte, istisna olarak gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan bazı kişi ve mal toplulukları da mükellef kabul edilebilmektedir.[7] Bu ayrıcalıklar kanunlarda açıkça belirtilmektedir.
Yine kanuni ehliyeti olmayan veya yasak faaliyetlerle uğraşan bir kişi; vergiyi doğuran olayı gerçekleştirmesi halinde vergi mükellefi olabilmektedir.[8] Bu anlamda vergi hukukunda kanuni ehliyet koşulunun aranmaması, vergi alacağının güvence altına almak bakımından da önemlidir.
B.
VERGİ SORUMLUSU KAVRAMI, NİTELİĞİ VE YETKİLERİ
1. Vergi Sorumlusu Kavramı ve Tanımı
Vergi sorumluluğunun varlığı için vergilendirme ilişkisinden kaynaklanan bir talebin mevcut bulunması gerekir.[9] Vergi hukuku dışındaki diğer hukuk kollarında çeşitli anlamlara gelen sorumluluk kavramı vergi hukuku açısından vergiyi doğuran olayla ilişkisi olmayan üçüncü kişilerin, kanunlarla, vergiye ilişkin maddi ya da biçimsel görevlerin yerine getirilmesi bakımından vergi dairelerine muhatap tutulmalarını ve bazen asıl vergi borçlusu ile birlikte veya onun yerine geçmek sureti ile vergiyi kendi malvarlıklarından ödemek durumunda bırakılmalarını ifade etmektedir.[10]
Bu anlamda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8 / 2 maddesinde “Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir” şeklinde bir tanımlama yapılmıştır. Yani bir bakıma vergi sorumlusu, kanun koyucu tarafından mükellefin temsilcisi kabul edilmiştir.[11]
Yukarıda açıkladığımız sorumluluk kavramı kapsamında; vergi sorumlusunu 1) başkasının vergisini keserek ödemekten sorumlu olanları ifade eden vergi kesen durumundaki vergi sorumlusu, 2) başkasının vergisini kendi malvarlığından ödemekten sorumlu olanları ifade eden fer’i vergi borçlusu durumundaki vergi sorumlusu ve 3) başkasının şekli vergi ödevlerini doğru yapmaktan sorumlu olanları ifade eden vergi ödevlisi durumundaki vergi sorumlusu şeklinde üç başlık altında incelemek doğru olacaktır.
a. Vergi Kesen Durumundaki Vergi Sorumlusu
Kanunun emredici hükümleri ile yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi
kesmekten ve
verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ayrıca diğer ödevlerin yerine
getirilmesinden vergi dairesine karşı muhatap kabul edilen vergi sorumluları,
vergi kesen durumundaki vergi sorumlularıdır. (VUK. m 11) Bu vergi
sorumlusu, asıl mükellefe yaptığı veya yapacağı ödemelerden hesapladığı
vergiyi keserek alacaklı vergi dairesine onun adına yatırmak durumundadır.
Örneğin; Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Veraset ve İntikal Vergisi
Kanunlarında kimlerin, yaptıkları yada yapacakları ödemelerden vergi kesmek
zorunda oldukları hususu ile bunların görevleri belirtilmiştir.[12]
Vergi kesen durumundaki vergi sorumluları mükellef adına vergi borcunu kesip vergi dairesine yatırmaktan sorumlu olmakla birlikte bu görevi yerine getirmedikleri takdirde söz konusu vergi kendilerinden ikmâlen ya da re’sen tarh edilerek alınmaktadır. Fakat ödemek durumunda kaldıkları vergiden dolayı asıl borçlu olan mükelleflere rücu[13] etme hakları vardır.[14] Bu görevlerini yerine getirmeme sonucu kesilen ceza yada gecikme zamlarını ise mükellefe rücu edemezler.[15]
b.
Fer’i Vergi Borçlusu Durumundaki Vergi Sorumlusu
Üçüncü bir kişinin vergisini
kendi malvarlığından ödemekten sorumlu olan vergi sorumlusu, asıl mükellefle
birlikte veya onun yerine geçerek vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek
zorunda kalan kişiyi ifade etmektedir. Esasen vergi sorumlusunun vergiyi doğuran
olayla bir ilgisi bulunmayan, ancak asıl vergi borçlusu ile birlikte veya onun
yerine vergiyi kendi malvarlığından ödeyen vergi sorumlusuna “fer’i
vergi borçlusu” da denilmektedir. Vergi hukukunda bu anlamda bir vergi
sorumlusunun kullanılmasından maksat “vergi alacağını güvence altına
almaktır”. Şu halde, vergi dairesi asıl vergi borçlusu olan mükelleften
vergiyi alamama ihtimaline karşı, bu verginin ödenmesinden üçüncü kişileri
de sorumlu tutmuş olmaktadır.[16]
Örneğin VUK’ un 10. maddesine göre kanuni temsilcilerin sorumluluğu, VUK’
un 12. maddesine göre mirasçıların sorumluluğu, KVK’ nın 17. maddesine göre
tasfiye memurlarının sorumluluğu, KVK’ nın 20. maddesine göre işi
devralanların sorumluluğu bu nitelikte bir sorumluluktur.
c.
Vergi Ödevlisi Durumundaki Vergi Sorumlusu
Üçüncü bir kişinin biçimsel
vergi ödevlerinin doğru yapılıp yapılmamasından sorumlu olan vergi
sorumlusu, mükellefle ilgili bir işlem yapılması veya onun biçimsel görevlerinin
/ ödevlerinin yerine getirilmesi sırasında vergi mevzuatına
uygun hareket etmekten sorumlu tutulmuş kişileri ifade etmektedir. Bu
durumdaki vergi sorumlusu, asıl mükellefin biçimsel vergi ödevlerinin doğru
yapılması sorumluluğunu üstlendiğinden, “vergi ödevlisi” niteliğini
taşımaktadır. Vergi hukukunda bu özelliklerde bir vergi sorumlusunun kullanılmasından
maksat “mükellefle ilgili şekli ödevlerin doğru ve eksiksiz yapılmasını
sağlamaktır”[17].
Vergi ödevlisi niteliğini taşıyan vergi sorumluları iki grupta
toplanabilir. Birincisi, mükellefin ödevlerinin tam ve eksiksiz olarak yerine
getirildiğini kontrol etme ödevi verilenler. İkincisi, 3568 sayılı kanuna[18]
göre yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve
yeminli mali müşavirler[19].
“Bazı hallerde, mükellef tarafından vergiye ilişkin ödevlerin eksiksiz, zamanında ve usule uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ve bu ödevlerini kanuna uygun olarak yerine getirmeyenleri tespit etmek amacıyla vergi borcuyla hiçbir ilişkisi olmayan kişi, kurum ve kuruluşlara mükellefin ödevlerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiğini kontrol etmeyi içeren tamamen biçimsel nitelikte bir sorumluluk yüklenmiştir. Örneğin, MTVK’nın 13. maddesi, Damga Vergisi Kanunu’nun 27. maddesi ve Harçlar Kanunu’nun 128. maddesi gibi maddelerle noter, trafik, tapu, banka, belediye gibi kurumlara mükelleflerin vergi ödevlerinin tam ve doğru olduğunu kontrol etme ve herhangi bir eksiklik olması halinde işlem yapmama mecburiyeti getirilmiştir. İşlem yapanlara ise, mükellefin ödemesi gereken vergi borcuyla ilişki kurularak bir sorumluluk yüklenmiştir.”[20]
VUK’un mükerrer 227. maddesine göre,[21]
mükelleflerin beyannamelerini imzalayan veya tasdik raporu düzenleyen serbest
muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirler,
imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarında yer
alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağı olan
belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı
olarak salınacak vergi, ceza ve gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken
ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.
2.
Vergi Sorumlusunun Yetkileri
Verginin en kısa zamanda ve en az masrafla tahsilini sağlamak, vergi alacağını güvence altına almak veya vergi görevlerinin tam olarak ve kusursuz bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, vergi kanunlarında belirtilen durumlarda verginin ödenmesinden asıl mükellefle birlikte veya onun yerine üçüncü kişi veya kişiler de sorumlu tutulabilmektedir. Bu anlamda, asıl mükellefin vergi borcuyla ilgili alacaklı vergi dairesine karşı vergi kesintisi yapıp ödemekle, vergi borcunu kendi malvarlığından ödemekle veya verilen şekli ödevleri yerine getirmekle görevli tutulan kişi vergi sorumlusu olup; vergi mevzuatına göre vergi sorumlusu konumundaki kişinin yerine getirmesi gereken sorumlulukların tümü ise vergi sorumluluğu olarak ifade edilebilir.[22]
Vergi
hukukunda sorumluluk,
temel anlamda sorumluluğun
ilgili olduğu mükellefin nezdinde vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi ile
ortaya çıkmaktadır. VUK’ un 9/2. maddesine göre, vergiyi doğuran olayın
kanunlarla yasaklanmış olması vergi mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunun
doğmasına engel değildir.[23]
Sorumluların hak ve yükümlülükleri hakkında genel bir yasa hükmü bulunmamakla birlikte, Vergi Usul Kanunu’nun 8/4 maddesi kanunun diğer maddelerinde geçen yükümlü (mükellef) deyiminin vergi sorumlularını da kapsadığını belirttiğinden; mükelleflere tanınan yetkilerin sorumlular açısından da geçerli olduğu ifade edilebilir.[24] Bu görüşü AATUHK’nın 3. maddesinde yer alan amme borçlusu tanımı da destekler mahiyettedir. Belirtilen maddeye göre, amme borçlusu deyimi “Amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini” ifade etmektedir. Yine, GVK’nın 107. maddesinde de vergi sorumlularının tarhiyatın muhatabı olabilecekleri ifade edilmiştir.[25]
“İster vergi kesen, ister fer’i
vergi borçlusu, isterse vergi ödevlisi konumunda olsun, vergi sorumlusu,
verginin ödenmesi bakımından muhatap kabul edilmesi ve vergiyi ödemek
mecburiyetinde olması halinde, vergi idaresi karşısında amme borçlusu statüsüne
bürünmekte ve kendisine karşı cebri takibat yapılabilmekte veya hukuki yaptırım
uygulanabilmektedir. Dolayısıyla, vergi sorumlusunun dava açma, düzeltme,
uzlaşma, takas ve terkin başvurularında bulunma veya zamanaşımını ileri sürme
yetkisi bakımından asıl vergi mükellefinden farkı kalmamaktadır.
Fer’i vergi borçlusu konumundaki
vergi sorumlusu vergiyi kendi malvarlığından ödemek zorunda olduğundan ve
menfaati doğrudan zedelendiğinden, İYUK’un 2. maddesine göre dava açabilmektedir.
Vergi kesen veya vergi ödevlisi konumundaki vergi sorumlusunun malvarlığında
azalma olmadığından menfaati zedelenmemekte, ancak ödevlerini yerine
getirmezse kendisine ceza kesilebilmekte veya vergiden sorumlu
tutulabilmektedir. Kendisine ceza kesilmesi veya vergiden sorumlu tutulması
halinde ise, menfaatinin zedelenip zedelenmediğine bakılmaksızın VUK’un
377. maddesine göre dava açabilmektedir. Diğer taraftan, VUK’un Ek 7/2.
maddesinde cezaya muhatap olanların uzlaşma talebinde bulunabilecekleri
belirtildiğinden, vergi sorumlularının uzlaşma talebinde bulunma yetkisi de
vardır.
Vergi sorumluları, kesinti yapmayı
gerektiren durumun meydana gelmesi veya mükellefin borcundan dolayı
kendilerine karşı takibata başlanması halinde artık vergi borcundan sorumlu
sıfatını kazanırlar. Bu durumdaki vergi sorumluları, üstlenmiş oldukları
vergi borçlarının vergi idaresinden olan alacaklarına mahsubu talebinde
bulunabilirler (AATUHK, md. 23). Aslında buradaki “mahsup” deyimi ile takas
kastedilmektedir, çünkü mahsup tarh aşaması ile ilgili iken, takas tahsil aşamasında
karşılıklı iki alacağın olması durumunda söz konusudur. Benzer şekilde,
vergi sorumlularının bu borçları için AATUHK’nın 48. maddesine göre
tecil talebinde bulunma ve AATUHK’nın 105. maddesi ile VUK’un 115.
maddesine göre terkin talebinde bulunma yetkileri de vardır. Diğer taraftan,
VUK’un 114. maddesi ile AATUHK’nın 102. maddesinde düzenlenen zamanaşımı
sürelerinin dolması mükellefin yanı sıra vergi sorumlusu için de geçerlidir.
VUK’da vergi sorumlularının
vergilendirme işlemlerine ilişkin hata düzeltme talebinde bulunma yetkisi ile
ilgili bir hüküm yoktur. Ancak, VUK’un 8/4. maddesindeki mükellef tabirinin
vergi sorumlularını da kapsayacağı şeklindeki düzenleme gereğince ve
vergi sorumluluğu açısından vergi idaresine muhatap kabul edilen ve vergiyi
ödemek zorunda olan kişinin vergi sorumlusu olduğu dikkate alındığında,
vergi sorumlularının da hata düzeltme talebinde bulunma yetkisine sahip
olmaları gerekir. Bu konuda Danıştay tarafından verilen çelişkili kararları[26]
ve Maliye Bakanlığının farklı uygulamalarını önlemek için, VUK’un
122. maddesinde vergi sorumlularının da hataların düzeltilmesini talep
edebileceklerinin açıkça belirtilmesine ihtiyaç vardır”.[27]
II.
TÜRK VERGİ MEVZUATINDA SORUMLULUĞA
İLİŞKİN HÜKÜMLER
Türk vergi mevzuatındaki vergi sorumluluğuna ilişkin hükümler 6 grupta toplanabilir. Aşağıda sırası ile bu gruplar incelenecektir.
A. VERGİ KESENLERİN SORUMLULUĞU
Vergi
kesen durumundakilerin sorumluluğu
halleri VUK’ un 11. maddesinin yanı sıra
GVK’ nın
94. maddesi, KVK’
nın 24. maddesi, KDVK’ nın
9. maddesi,
VİVK’ nın 17.
Maddesi ile 7,
9, 16
ve 19.
maddeleri, ÖTVK’
nın 4 ve
13. maddeleri, Belediye Gelirleri
Kanunu’nun 13 ve 35.
maddeleri ve Damga Vergisi Kanunu’nun 19. maddesi gibi maddelerde
düzenlenmiştir. Vergi
kesintisi (tevkifat, kaynakta kesme ya da stopaj), Türk vergi hukukunda çok
yaygın olarak kullanılan tahsilat yöntemlerinden biridir.[28]
Birkaç
örnek vermek gerekirse; Gelir Vergisinde kamu idare ve müeseseleri, ticari
ortaklıklar, dernekler, gerçek gelirlerini beyan etmek durumunda olan ticari
ve zirai kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı ve vakıflar ve bunların
iktisadi işletmeleri 94 üncü maddenin 14 bendi içinde sayılan ödemeleri
yaparken vergi tevkif etmek ve kestikleri bu vergileri de beyanname verme süresi
içinde bağlı bulundukları vergi dairesine yatırmak durumundadırlar. (GVK
m. 119)[29]
Veraset ve İntikal Vergisi Kanunun 17 nci maddesinde “Amme
idare ve müesseseleri, bankalar, bankerler, kasa kiralayanlar, sigorta şirketleri
sair şirket ve müesseseler, mahkemeler ve icra daireleri istihkak sahiplerine
bu verginin mevzuuna giren herhangi bir muamele dolayısıyla para ve senet
verebilmek için evvelemirde verginin ödenmiş olduğuna dair vergi dairesinden
verilmiş bir tasdikname taleb ederler.
(Değişik
2. fıkra: 4369 - 22.7.1998 / m.74) Tasdikname ibraz etmeye hak sahiplerinin
istihkaklarından, veraset yoluyla intikallerde % 5, ivazsız intikallerde % 15
oranında vergi karşılığı olarak tevkifat yaptıktan sonra, bakiyesini
verebilirler. Tevkifatı yapanlar, tevkif ettikleri parayı en geç bir hafta içinde
bulundukları yerin mal sandığına yatırmaya ve keyfiyeti bağlı bulundukları
vergi dairesine yazı ile bildirmeye mecburdurlar…” hükümlerine
yer verilmiştir.
Yine
Damga Vergisi Kanunu’nun 19 uncu maddesine göre genel ve katma bütçeli
idareler, il özel idareleri, belediyeler, iktisadi kamu teşekkülleri ve
bankalar damga vergisine tabi ödemeleri yaparken, vergiyi istihkaktan kesinti
yoluyla tahsil etmekle sorumlu tutulmuşlardır.[30]
B.MİRASÇILARIN SORUMLULUĞU
Ölüm halinde mükellefin görevleri (ödevleri)
mirası reddetmemiş kanuni ve mansup
mirasçılarına geçmekte
olup; mirasçılardan her biri ölenin vergi borçlarından miras hisseleri oranında
sorumlu olmaktadırlar (VUK. m.12).[31]
Fakat aynı yasanın 372 nci maddesi cezaların kişiselliği ilkesine uygun
olarak ölüm halinde cezaların düşeceğini belirtmiş olduğundan; mirasçılar
ölenin vergi cezalarından sorumlu tutulamazlar.[32]
“Doğrudan
doğruya kandan doğan mirasçılara kanuni mirasçılar denmekte olup bunlar;
ölenin soy hısımları, sağ kalan eş, evlatlık ve devlettir. Ölenin
iradesinden doğan mirasçılığa da
“ mansup mirasçılık” denilmektedir. Burada miras bırakan vasiyet ya da
miras sözleşmesi yolu ile kanuni mirasçıların mahfuz hakları saklı kalmak
kaydı ile mirasçı atayabilmektedir.”[33]
Medeni
Hukukta mirasçıların kişisel mal varlıklarıyla ve zincirleme sorumlulukları
söz konusudur.[34]
Fakat Vergi Hukukunda, mirasçılar
miras bırakanın vergi borçlarından miras payları oranında sorumlu
tutulmaktadırlar.[35]
C.KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU
213 Vergi Usul Kanunu’nun 10 /1 inci maddesinde “Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.” ifadelerine yer verilmiştir. Bu hüküm yabancı şahısların yada kurumların Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanmaktadır (VUK. m 10, AATUHK. Mük. m. 35).
Mükelleflerin varlığından vergi ve buna bağlı alacakların tamamen ya da kısmen alınamadığı veya alınamayacağının anlaşıldığı durumlarda kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilecektir. Ancak kanuni temsilciler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebileceklerdir (VUK m. 10/1-2, AATUHK. Mük. m. 35).
Vergi Usul Kanunu verginin aslı için ortak bir hüküm öngördüğü halde vergi cezalarından sorumlulukta kanuni temsilcilerini ayrıma tabi tutmuştur.
Veli, vasi ve kayyım, vergi kanunlarına aykırı hareket ettikleri takdirde kasıt ve ihmalleri olup olmadığına bakılmaksızın cezaya muhatap olurlar (VUK. m. 332) Bu cezalar için küçük ve kısıtlıya rücu hakları mevcut değildir. [36]
Tüzel kişilerin kanuni temsilcileri açısından durum faklıdır. Bunların vergi kanunlarına aykırı hareket etmelerinden dolayı ortaya çıkacak vergi cezaları tüzel kişi adına kesilir. Kanuni temsilcinin mal varlığına başvurulabilmesi için 10 uncu maddede belirtildiği gibi ödevlerin kanunu temsilcilerce yerine getirilmemesi nedeni ile ziyaa uğratılan cezanın tüzel kişinin varlığından alınamaması gerekmektedir. Kaçakçılık suçları ile buna katılanlar için öngörülen cezalar ise bu suçları işleyenlere verilmektedir (VUK m. 333/3).[37]
D.KARNESİZ
HİZMET ERBABI ÇALIŞTIRANLARIN SORUMLULUĞU
213 sayılı Vergi Usul Kanun’un 251 inci maddesine[38] göre, kazançları basit
usulde saptanan ticaret erbabı ile götürü gider usulünü kabul eden gayrimenkul sermaye iradı sahipleri yanlarında çalışan hizmet erbabının, karne almalarını ve vergilerini ödemelerini sağlamakla sorumlu tutulmuşlardır. Bu ödev yerine getirilmediği takdirde vergi, sorumlu adına tarh edilir ve vergi cezası da aynı kimse adına kesilerek tahsil edilir. Vergi sorumlusu
işverenler, ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
E.KATMA
DEĞER VERGİSİNDE VERGİ SORUMLULUĞU
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu (KDVK)'nun 9'uncu maddesine[39] göre, mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı vergi alacağının emniyet altına alınması bakımından, işlemlere taraf olan diğer bir şahsı veya şahısları katma değer vergisi (KDV)'nin ödenmesinden sorumlu tutabilmektedir.
Vergi alacağının güvence altına alınması amacına matuf olmak üzere düzenlenmiş bu madde ile sadece ikametgahı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayanlar için sorumluluk öngörülmemiş olup bunların dışında gerekli görülen diğer hallerde de bazı şahısları verginin ödenmesinden sorumlu tutulabilmesi için Maliye Bakanlığı yetkilendirilmiştir. Maliye Bakanlığı'nın yetkilendirildiği bu haller belli işlemlerle sınırlı olmayıp, mükelleflerin vergi idaresi tarafından takibinin güç olduğu dolayısıyla verginin tarh, tahakkuk ve tahsilatında kaybın veya gecikmenin mümkün olduğu hallerdir. Belirtilen bu hallerden herhangi birinin gerçekleşmesi halinde vergi mükellefi bir kenara bırakılarak vergiye tabi işlemlere taraf olanlar vergi sorumlusu sıfatı ile verginin ödenmesinden sorumlu tutulmuşlardır.[40] Bu anlamda söz konusu maddede belirtilen diğer ilgili şahıslar mükellefin temsilcisi, vekili, mükellef adına hareket etmeye yetkili bir kimse ya da kendisine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kimselerdir. [41] Bu kişiler vergi sorumlusu olarak, verginin tam ve kusursuz olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer görevleri de yerine getirmekten mükellef gibi sorumludurlar.[42]
F.DİĞER SORUMLULUK ÇESİTLERİ
Vergi Kanunlarında başkaca sorumluluk çeşitlerine de yer verilmiş olmasına rağmen
biz burada bunların ayrıntılarına girmeyip sadece birkaç örnek vermekle yetineceğiz.
Emlak Vergisi Kanunu’nun 30 uncu maddesine[43] göre; devir ve ferağı yapılan bina ve arazinin devir ve ferağın yapıldığı yıl ile geçmiş yıllara ait ödenmemiş emlak vergisinin ödenmesinden devreden ve devralan müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.
Özel tüketim vergisinde motorlu araçların ilk iktisabına, teslimine veya ithaline ilişkin işlemleri gerçekleştirenler bu işlemlerden önce özel tüketim vergisinin ödendiğini gösteren belgeleri almak zorundadırlar. Verginin ödenmesinden önce işlem yapan memurlar ziyana uğratılan vergi, vergi cezası ve gecikme faizinden müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.[44]
Kamu idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere pay ayırmadan tasfiye sonucu elde edileni dağıtan tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler bu alacaklardan şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır (6183 SK. m. 33 , KVK m. 34).
III.
TÜRK VERGİ HUKUKUNDA SORUMLULUK TÜRLERİ VE İNCELENMESİ
A.
MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL
SORUMLULUK
Müşterek (Ortaklaşa) ve müteselsil (zincirleme) sorumluluk kavramları birbirlerinden
farklı kavramlar olup; hukuksal sonuçları arasında da farklılık bulunmaktadır.
Müşterek (Ortaklaşa) sorumluluk; özellikle, daha önce incelediğimiz vergi kesenle ve
kanuni temsilciler gibi vergi sorumluluğunda söz konusu olmaktadır. Bu durumda asıl vergi borçlusu mükellef yanında bir de borcun ödenmesi açısından vergi dairesine karşı muhatap olan vergi sorumlusu bulunmaktadır. Bu vergi borçlusunun sorumluluğu tali (ikinci derecede) sorumluluk olup; ödemiş olduğu vergi esasında kendi borcu değildir. Bu borçtan dolayı asıl mükellefe rücu edebilme imkanı vardır.[45]
Müteselsil (Zincirleme) sorumluluk halinde ise birden fazla kişi aynı borcun borçlusu
durumundadır.
Bir başka deyişle Müteselsil sorumluluk, bir vergi
borcu ile ilgili olarak aynı anda birden fazla kişinin sorumlu olması anlamına
gelmektedir. Bu gibi durumlarda vergi idaresi alacağının bir kısmını veya
tamamını borçluların herhangi birinden isteme hakkına sahip olmaktadır.[46]
Özel hukukta müteselsil sorumluluk kanundan veya sözleşmeden
kaynaklanmaktadır. Fakat, Vergi hukukunda zincirleme sorumluluk ancak kanundan
kaynaklanabilir. Mükellefiyet ve
sorumluluğun devrine ilişkin sözleşme
yasağı uyarınca (istisnalar dışında) mükellef yada sorumlular sözleşme
ile zincirleme sorumluluk kuramazlar.
Müteselsil sorumluluk; Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesinde
"Vergi Kesenlerin Sorumluluğu” adıyla düzenlenmiştir. Bu maddeye göre;
"Yaptıkları
veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak
kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten
sorumludurlar. Bu sorumluluk, bunların ödedikleri vergilerden dolayı asıl mükelleflere
rücu etmek hakkını kaldırmaz.
Mal alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi
yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri
yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden, alım satıma taraf
olanlar, hizmetten yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık
nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak
suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlar müteselsilen
sorumludurlar.
Ancak üçüncü fıkrada belirtilen müteselsilen sorumluluk mal üreten
çiftçiler ile nihaî tüketiciler için söz konusu değildir.
Müteselsil sorumluluğun şartları, sınırları ve bu konuya ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir……”
Uygulamada vergi idaresi, idarenin müteselsil
sorumlulukla ilgili olarak; muhatap olacağı sorumlu sayısı birden fazladır.
İdare, bu durumda ilk önce asıl sorumluya yönelmekte, borcun asıl
sorumludan tahsil edilemediği
takdirde diğerlerine gitmektedir.
Vergi mevzuatında esasında müteselsil sorumluluk müessesesinin getiriliş amacı; amme alacağını güvence altına almaktır. Özellikle kayıtdışı ekonominin çok yaygın olduğu ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde vergi kayıp ve kaçağını azaltmak amacıyla müteselsil sorumluluk müessesesi uygulamaya konulmakta olup; Bu şekilde amme alacağının ödenmesinden vergi mükellefi ya da vergi sorumlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulanlar ilgili amme alacağının ödenip ödenmediğini kontrol etmek zorunda kalmaktadırlar.[47]
Esasen vergi mevzuatımızda müteselsil sorumluluğun genel bir tanımı yapılmamış olup; sadece vergi kanunlarının bazı kişi ve kurumların müteselsil sorumlu olacağına dair hükümler bulundurduğu görünmektedir. Bu müteselsil sorumluluk mükellefler arasında, mükelleflerle vergi sorumluları arasında ve ya vergi sorumluları ile alım satıma taraf olanlar ve aracılık eden kuruluşlar arasında da olabilmektedir.[48]
Örneğin, Kurumlar Vergisi Kanuna göre, tasfiye memurları kurumun ödemesi gereken vergilerini ödemedikleri takdirde bu vergilerin asıl ve zamlarından ve cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumludurlar (KVK m. 34).
Damga Vergisi Kanununda da kanunda belirtilen kağıtlara ait verginin hiç ödenmemesi yada eksik ödenmesi halinde vergi ve cezanın tümünden kişilerle birlikte kurumların da müteselsil sorumlu olacakları hükme bağlanmış durumdadır(DVK m. 24/2).
B. KANUNDAN VE SÖZLEŞMEDEN DOĞAN SORUMLULUK
Yukarıda vergi hukukunda sorumluluğun kural olarak kanundan doğduğunu ifade etmiştir. Mükellefiyet ve sorumluluğa ilişkin özel sözleşmelerin vergi idaresini bağlamayacağı hükmünün ifade edildiği VUK’un 8/3 maddesi uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında vergi hukuku alanında özel sözleşmelerle sorumluluk ilişkisi kurulsa bile, bunların vergi idaresi açısından bağlayıcı değildirler.
Vergi kanunlarında hangi durumlarda ( bu durumlar istisnalardır) vergi sorumluluğu ile ilgili özel sözleşmelerin geçerli olacağı belirtilmiştir. Vergi mevzuatımıza göre, sözleşmeden doğan sorumluluk hallerinden birisi AATUHK’nın 11. maddesinde[49] düzenlenmiştir. Buna göre, AATUHK’nin 10. maddesine göre teminat sağlayamayanlar muteber bir şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu gösterebilirler. Bu durumda, kefil olmayı kabul eden kişi, mükellefle yaptığı kefalet sözleşmesine bağlı olarak vergi sorumlusu olmakta ve teminat istenmesine konu olan borçlardan dolayı aynen asıl borçlu konumundaki mükellefin tabi tutulduğu usullere göre takip edilebilmektedir. (AATUHK, md. 57).
Bir diğer sözleşmeden doğan sorumluluk haline de KVK’ nın 18-20.
maddelerinde düzenlenen işi devralanların sorumluluğunda rastlanmaktadır. Birleşme, devir,
Şekil değiştirme veya bölünme işlemleri kurumlar arasında yapılan bir sözleşme ile
gerçekleşmekte ve yapılan bu sözleşmeye dayalı olarak, yeni kurulan tüzel kişi eski kurumun tahakkuk etmiş veya edecek vergi borçlarını ödemeyi ve diğer ödevlerini yerine getirmeye taahhüt etmektedir. Bu durumda işi devralan yeni kurum, vergi kanunlarında açıkça düzenlenen hükümlere uygun olarak yapılan bir sözleşmeye bağlı sorumluluğu üstlenmiş bulunmaktadır.
C.
SINIRLI VE SINIRSIZ SORUMLULUK
Vergi mevzuatımızda vergi sorumlusuna yüklenen sorumluluklar, bazı hallerde çeşitli sınırlayıcılarla sınırlandırılmış iken, bazı hallerde ise sınırsız olarak düzenlenmiştir. Bazı hallerde, vergi sorumlusunun sorumluluğu vergi borcunun belirli bir payı ile veya belirli zaman aralığı ile sınırlandırılabilmektedir. Fakat, genel olarak vergi sorumlusunun vergi aslı ve cezaların tamamından tüm malvarlığı ile sınırsız sorumlu tutulduğu görülmektedir. [50]
Bir kısım vergi sorumlularının sorumluluğu tetkik edildiğinde, bunların mükellefin vergi borcunun tamamının ödenmesinden değil, bu borçların belirli bir kısmının ödenmesinden sorumlu tutulduğuna şahit olunmaktadır.
Örneğin, AATUHK’ nın 35. maddesinde düzenlenen limited şirket ortaklarının
Sorumluluğuna göre, limited şirketlerin ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan kamu
borçlarından dolayı ortaklar sermaye payları oranında sorumlu tutulmaktadır. Aynı maddeye eklenen fıkralarla ortakların paylarını devretmeleri halinde devreden ve devir alan ortakların devir öncesine ilişkin kamu borçlarının ödenmesinden, vergi borcunun doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların, vergi borcunun ödenmesinden sorumlu oldukları belirtilmiştir.
Yine, VUK’un12. Maddesine göre, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılar ölenin vergi borçlarından miras payları oranında sorumlu olurlar.
KDVK’ nın 9/1. maddesine göre de, inşaat, taahhüt, temizlik, özel güvenlik, bakım
onarım, yemek servisi, danışmanlık hizmetleri alımında ve akaryakıt teslimlerinde KDV’nin
sadece belirli bir kısmını ödeme sorumluluğu vergi kesenlere yüklenmiştir.
İfade edilen bu durumlar haricinde, genellikle vergi sorumluları mükellefin vergi borçlarından dolayı tüm malvarlığı ile sınırsız sorumludur. Örneğin, kanuni temsilcilerin, işi devralanların, kefillerin, tasfiye memurlarının, karnesiz hizmet erbabı çalıştıranların sorumlulukları bu niteliktedir. Benzer şekilde, KDVK’ nın 9/2. maddesi, ÖTVK’ nın 13. maddesi, Damga Vergisi Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri ile VUK’ un mükerrer 227. maddesi ve 3568 sayılı kanun’un 12/4. maddesinde düzenlenen meslek mensuplarının sorumluluğu da sınırsız ve tüm malvarlığı ile sorumluluk olarak düzenlenmiştir.
D. KUSURLU VE
KUSURSUZ SORUMLULUK
Sorumluluk
hukuku açısından
temel bir
kullanılan
kusurlu ve kusursuz
sorumluluk
şeklindeki sınıflandırma
biçimi vergi hukuku açısından da kullanılabilir. Bir kimsenin hukuk düzeni
tarafından tasvip edilmeyen ve uygun bulunmayan davranış biçimine “kusur”
denilmektedir. Kişinin fiili; hukuk düzeni tarafından “davranışının
bu şekilde olmaması” beklendiği için kusurlu sayılmaktadır.[51]
Vergi sorumlusuna, mükellefle olan ilişkisinden dolayı yüklenen ödevlerin tam olarak
yerine getirilmemesi nedeniyle sorumlu tutulması söz konusuysa, vergi hukukunda kusurlu
sorumluluktan söz edilebilmektedir. Örneğin, VUK’ un 11/1. maddesine göre vergi kesenler,
verginin tam olarak kesilip ödenmesinden sorumlu iken, bu ödevi yerine getirmezlerse vergi
ve buna bağlı alacaklar kendilerinden alınmaktadır. Bu durumda vergi sorumlularının ödemiş
oldukları vergiler için asıl mükellefe rücu hakkı saklı iken, vergi cezaları, gecikme zammı ve
faizler vergi sorumlularının şahsi kusurundan kaynaklandığından, bunlar kendi üzerlerinde
kalmaktadır.[52]
VUK’ un 10. maddesinde düzenlenen kanuni temsilcilerin sorumluluğu da kusura
bağlı sorumluluktur.
KVK’ nın 17. maddesi ile AATUHK’ nın 33. Maddesinde düzenlenen tasfiye
memurlarının sorumluluğu, VUK’ un mükerrer 227. maddesinde, MTVK’ nın 13.
maddesinde ve 3568 sayılı kanun’un 12. maddesinde düzenlenen vergi ödevlisi durumundakilerin sorumluluğu hallerinde de sorumluluk, kanunlarla verilen ödevlerin vergi sorumluları tarafından tam ve kusursuz olarak yerine getirilmemesinden doğan kusura dayandırılmıştır.
Vergi mevzuatımızda, mükellefin
borcu ile ilgili olarak vergi sorumlusunun kusursuz sorumlu tutulduğu haller de
bulunmaktadır. Örneğin, VUK’ un 12. maddesindeki mirasçıların sorumluluğu,
KVK’ nın 20. maddesindeki işi devralanların sorumluluğu, AATUHK’ nın
35. maddesindeki limited şirketler ortaklarının sorumluluğunda, verginin
zamanında ve eksiksiz olarak ödenmemesinde aslında mükellefin kusuru vardır.
Fakat, bu sorumluluk hallerinde vergi sorumlusu konumundaki kişilerin herhangi
bir kusuru olup olmadığına bakılmadan, bunlar da vergi borcunun ödenmesinden
sorumlu tutulmaktadır.
E.MADDİ
VE ŞEKLİ ÖDEVLERDEN SORUMLULUK
“Vergi hukukunda sorumluluk, vergisel ödevin niteliğine göre; hem maddi hem şekli ödevlerden veya sadece maddi ödevlerden sorumluluk biçiminde bir ayrıma da tabi tutulabilir.Vergi sorumlusu hem maddi, hem de şekli ödevlerin yerine getirilmesinden sorumlu tutulabilmektedir. Örneğin, VUK’ un 11. maddesinde düzenlenen vergi kesenlerin sorumluluğu, hem vergi kanunlarında belirtilen kesintileri yapmayı ve vergi dairesine yatırmayı, hem de buna ilişkin belge düzenleme, defter tutma, beyanname verme gibi şekli ödevleri kapsamaktadır.
Benzer şekilde, kanuni temsilciler temsil ettikleri kişilere ait maddi ve şekli ödevlerin tümünü yerine getirmekle görevlidirler[53]
VUK’ un 12. maddesine göre, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılar ölen mükellefin maddi ve şekli ödevlerini üstlenmektedirler. KVK’ nın 39. maddesine göre, işi devralan kurumlar da eski kurumun maddi ve şekli ödevlerini yerine getirmeyi taahhüt etmektedirler.
Vergi sorumlusunun mükellefe ait maddi ve şekli ödevlerden birlikte sorumlu tutulmasına tipik bir örnek de VUK’ un mükerrer 227. maddesi ve 3568 sayılı kanun’un 12/4.maddesinde düzenlenen meslek mensuplarının sorumluluğudur. Meslek mensuplarının esas görevi, mükelleflerin faaliyetlerine ait belge düzenini ve muhasebe kayıtlarını kanunlara uygun olarak tutmak ve bunlara dayanarak hazırlanan beyannameleri ve düzenlenen tasdik raporlarını imzalamaktır. Bu görevin tam ve doğru olarak yerine getirilmemesi halinde, meslek mensupları vergi, ceza ve faizlerin ödenmesinden de sorumlu tutulmaktadırlar. Bazı hallerde şekli ödevlerin yanı sıra maddi ödev sorumluluğu, sadece vergi aslından sorumluluk da olabilmektedir. Örneğin, VİVK’ nın 19. maddesinde, “…Tapu memurları vergi dairesince verilmiş ilişik kesme belgesi olmaksızın devir ve ferağ işlemi yapamazlar, aksi halde verginin ödenmesinden mükellefler ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindeki ifadeyle tapu memurları sadece vergi aslından sorumlu tutulmuştur. Benzer şekilde, Harçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre, gerekli harçları almadan işlem yapan memurlar da harcın ödenmesinden sorumlu tutulmuştur.
Vergi sorumlusunun şekli
ödevi bulunmamasına karşılık, maddi ödev olarak vergi aslı, gecikme zammı
ve cezaların tamamından sorumlu olduğu haller de vardır. AATUHK’ nın 11.
maddesine göre kefiller ve 35. maddesine göre limited şirket ortakları,
herhangi bir şekli ödevi bulunmamasına karşılık, mükellefin vergi aslı,
gecikme zammı ve cezaların tamamından sorumludurlar.”[54]
F.RÜCU EDİLEBİLEN
VE RÜCU EDİLEMEYEN SORUMLULUK
Sorumluluk müessesesinde genellikle bir kişinin borcunun başka bir kişi tarafından
ödenmesi durumu ortaya çıktığında, özel hukuk hükümlerine göre borcu ödeyen kişinin asıl borçluya rücu edebilmesi gerekmektedir (BK, md. 109).[55] Bu anlamda vergi sorumluluğunda mükellefin vergi borcunun, sorumlular tarafından ödenmesi durumunda, genellikle ödenen borçlar için asıl mükellefe rücu edilebileceği düzenlenmiş bulunmaktadır. [56]
Örneğin, vergi kesenlerin sorumluluğu, küçük ve kısıtlıların kanuni temsilcilerinin sorumluluğu, bazı ilgili kişilerin sorumluluğu gibi birçok sorumluluk halinde vergi borcunun aslı ile ilgili olarak “…rücu edebilirler…”, “…asıl mükelleflere rücu edebilirler…”, ve “…yekdiğerine müracaat hakları mahfuz kalmak üzere…” gibi hükümlere yer verilerek bunların rücu hakkı açıkça belirtilmiş durumdadır. Bu durumlarda vergi cezalarının esas muhatabı mükellef değil, vergi sorumlusu olduğundan cezalar için rücu etme imkanına yer verilmemiştir. Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin sorumluluğu, kefillerin sorumluluğu, limited şirket ortaklarının sorumluluğu, meslek mensuplarının sorumluluğu, bazı ilgili kişilerin sorumluluğu gibi hallerde ise vergi sorumlusu tarafından ödenen vergi aslı, gecikme zammı ve faizleriyle cezaların tamamı için asıl mükellefe rücu etme imkanı verilmiştir.[57]
Yine vergi hukukunda işi devralanların sorumluluğunda özel bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu sorumluluk halinde, asıl borçlu konumundaki mükellefin tüzel kişiliğinin son bulması söz konusu olduğundan, borcun intikal ettiği işi devralan kişinin hukuken rücu hakkı bulunmasına karşılık, ortaya fiili imkansızlık çıkmaktadır. Belirtilen nedenle kişinin rücu hakkından yararlanması engellenmiş olmaktadır. Dolayısıyla bu gibi istisnai hallerde sorumluluk müessesesi çerçevesinde ödenen borçlar için asıl borçluya rücu edilebilmesi mümkün bulunmamaktadır.[58]
SONUÇ
Vergiler, eskiden beri günümüze kamu giderlerini karşılamak için uygulanan en etkili
maliye politikası aracıdır. 1982 Anayasası’na göre vergiler “ödeme gücü”ne göre mükellefler tarafından ödenmektedir. Vergilemede asıl amaçlanan verginin asıl mükelleften tahsil edilmesi olmakla birlikte, vergi alacağını güvence altına almak, verginin en az masrafla ve en kısa sürede tahsilini sağlamak ve vergilemeyle ilgili şekli ödevlerin tam ve kusursuz olarak yerine getirilmesini temin etmek için vergi sorumlusu olarak nitelendirilen üçüncü kişilere de çeşitli sorumluluklar yüklenmiştir. Taraflarına yüklenen sorumlulukların durumuna ve türüne göre, vergi sorumlularının da aslında birbirinden farklı özelliklere sahip oldukları görülmekte ve bu farklılıklara dayalı olarak vergi sorumluları kendi içinde üç gruba ayrılabilmektedir: a) vergi kesen durumundaki vergi sorumlusu b) fer’i vergi borçlusu durumundaki vergi sorumlusu c) vergi ödevlisi durumundaki vergi sorumlusu gibi.
Türk vergi mevzuatında vergi sorumluluğu kavramı genel olarak düzenlenmiş olup; vergi kanunlarında kendine has sorumluluk hallerine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler incelendiğinde muhtelif kanunlardaki vergi sorumlusu konumundaki kişilerin niteliklerinin aynı nitelikte olmadığı ve bunlara birbirinden çok farklı ve karmaşık sorumluluk türleri yüklendiği görülmektedir.
Esasında görevleri bakımından, yapmış oldukları ödemelerden vergiyi kesip, bunu vergi dairesine yatırmak olan vergi kesen durumundakilerin sorumluluğu halleri VUK’ un 11.maddesinin yanı sıra GVK’ nın 94., KVK’ nın 15., KDVK’ nın 9., VİVK’ nın 7, 9, 16, 17 ve 19., ÖTVK’ nın 4/2. ile Damga Vergisi Kanunu’nun 19. maddelerinde düzenlenmiştir. Asıl mükellefin yanı sıra veya onun yerine vergi borcunu kendi malvarlığından ödemekle sorumlu olan fer’i vergi borçlusu durumundakilerin sorumluluğu hallerine ise, VUK’ un 10, 12, 162 ve 251., AATUHK’ nın 33, 35, mükerrer 35 ve 57., KVK’ nın 17 ve 20, KDVK’ nın 9/2., ÖTVK’ nın 13., Emlak Vergisi Kanunu’nun 3 ve 13., Damga Vergisi Kanunu’nun 24 ve 25. maddesi gibi birçok maddede yer verilmiştir. Mükellefle ilgili bildirim ve şekli ödevlerin tam ve kusursuz olarak yerine getirilmesinden sorumlu tutulan vergi ödevlisi durumundakilerin sorumluluğu halleri ise VUK’ un 148, 149, 150, 162 ve mükerrer 227., Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 13., Damga Vergisi Kanunu’nun 26 ve 27., Harçlar Kanunu’nun 128. ve 3568 sayılı kanun’un 12. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Birçok yasa maddesinde düzenlenen sorumluluk durumlarında, asıl mükellefle vergi sorumlusu arasında çok farklı vergi sorumluluğu türleri ve ilişkilerinin oluşturulduğu görülmektedir. Vergi sorumluluğu çerçevesinde, asıl borçlu müteselsil (zincirleme sorumluluk yaygın olarak düzenlenmiş olmakla birlikte müşterek (ortaklaşa) sorumluluğa da rastlanmaktadır.
Sorumluluğun sınırlı olup olmaması yönünden, asıl mükellefin tüm borçlarından ve tüm malvarlığı ile sınırsız sorumluluk türü yaygın iken, belirli paylarla veya zaman dilimleriyle sınırlandırılmış sorumluluk türleri de bulunmaktadır.
Vergi mevzuatımızda kusura bağlı ve kusursuz sorumluluk türüne ilişkin düzenlemeler ile vergi mükelleflerine verilen ödevlerde kullanılan maddi ödev – şekli ödev ayırımına uygun olarak vergi sorumluluğu şekillerine de rastlanılmaktadır.
Maddi sorumluluk kendi içinde vergi aslı,
zam ve cezaları veya sadece vergi aslından sorumluluk olabilmekte; bunun yanından
diğer hukuk dallarında pek rastlanmamakla birlikte, vergi hukukunun özelliğinden
dolayı, sorumlu sıfatıyla başkası adına ödenen vergi borçları için
genellikle asıl borçluya rücu etme imkanı varken, bazı istisnai durumlarda
ödenen vergiyi rücu edebilmek, fiili imkansızlık nedeni ile mümkün
olamamaktadır.
Av.
Türkiye
Elektrik İletim A.Ş
Hukuk Müşavirliği
Turkısh Electricity
Transmission Corporation
Legal Department
suleyman.onel@teias.gov.tr
Tel: 312 203 84 60
Faks: 312 203 82 98
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
Kitaplar
KILIÇOĞLU, M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Turhan Kitabevi , Ankara 2003.
KIRBAŞ, Sadık; Vergi Hukuku, Gözden Geçirilmiş Değiştirilmiş ve Genişletilmiş 10. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara 1998.
MUTLUER, Kamil; Vergi hukuku , 5. Baskı, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir 2007.
ÖNCEL,
Mualla –KUMRULU, Ahmet – ÇAĞANi
Nami; Vergi Hukuku, Gözden Geçirilmiş
ve Yenilenmiş 11. Bası , Turhan Kitabevi, Ankara 2003.
ÖZTAN, Bilge; Medeni Hukuk’un Temel Kavramları, 11. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003.
ŞENYÜZ, Doğan; Türk Vergi Sistemi, 5228 Sayılı Kanunla Yenilenmiş Değişiklikler Dahil Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara 2004.
ÜSTÜN, Ümit Süleyman; Türk Vergi Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisi, Turhan Kitabevi, Ankara 2007.
YILMAZ, Ejder; Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, Yetkin Hukuk Yayınları, Ankara 1996
İnternet
Kaynakları
AKIN, Vahit Yaşar- ER,
Salih- ÖZCAN, İsmail; “Vergide
Müteselsil Sorumluluk ve Uygulamada Sıkça Rastlanılan Örnek Olaylar”,
http://www.muhasebenet.net/
07_vergide%20muteselsil %20 sorumluluk.doc
(Erişim : 05.12.2009).
AKKAYA, Mustafa; “ Vergi Sorumlusunun Vergi Yargısı ve Vergi İdaresi Karşısındaki Konumu”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/296/2694.pdf ( Erişim 27.11.2009).
GERÇEK, Adnan; “Türk
Vergi Hukukunda
Vergi Sorumlusu,
Sorumluluk Halleri ve Türlerinin
İncelenmesi”, http://www.muhasebetr.com/ozelbolum/024/
( 25.11.2009).
KOCAMAN,
Musa; “Vergi
Kanunları Açısından Sorumluluk Müesesesi”,
www.sakaryavdb. gov.tr/.../VERGİ%20KANUNLARINDA%20SORUMLULUK.pdf
(17.12.2009)
ŞAHİN, Selma; “Katma Değer Vergisi Uygulamasında Vergi Sorumluğu” , http://www. gimderistanbul.org/Uyelerden/SelmaSAH%C4%B0N/kdv_sorumluluk.htm ( Erişim: 21.12.2009)
[1] ÜSTÜN, Ümit Süleyman; Türk Vergi Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisi, Ankara 2007, s.147-149.
[2]
GERÇEK, Adnan; “Türk
Vergi Hukukunda
Vergi Sorumlusu,
Sorumluluk Halleri
ve Türlerinin İncelenmesi”, s.1, http://www.muhasebetr.com/ozelbolum/024/
( 25.11.2009).
[3]
ÖNCEL Mualla –KUMRULU Ahmet – ÇAĞAN
Nami; Vergi Hukuku, Ankara 2003,
s.71
[4]
KIRBAŞ, Sadık; Vergi Hukuku, Ankara,
Eylül 1998, s. 76-77.
[5] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 71-72.
[6] GERÇEK; agm., s. 1.
[7] 213 sayılı VUK’un 10 /1 maddesinde “Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.” İfadelerine yer verilerek tüzel kişiliği olmayan vakıflar ve cemaatlerin vergi mükellefi olabileceği belirtilmektedir.
[8] 213 sayılı VUK’un 9. maddesinde “Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet şart değildir. Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz” hükmüne yer verilmiştir.
[9] AKKAYA, Mustafa; “ Vergi Sorumlusunun Vergi Yargısı ve Vergi İdaresi Karşısındaki Konumu”, s. 187, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/296/2694.pdf ( Erişim 27.11.2009).
[10] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 75.
[11] MUTLUER, Kamil; Vergi hukuku , 5. Baskı, Eskişehir-Haziran 2007, s. 52.
[12]
7338 sayılı Veraset ve İntikal
Vergisi Kanunu’nun 17 nci maddesi “Amme
idare ve müesseseleri, bankalar, bankerler, kasa kiralayanlar, sigorta şirketleri
sair şirket ve müesseseler, mahkemeler ve icra daireleri istihkak
sahiplerine bu verginin mevzuuna giren herhangi bir muamele dolayısıyle
para ve senet verebilmek için evvelemirde verginin ödenmiş olduğuna dair
vergi dairesinden verilmiş bir tasdikname taleb ederler.
(Değişik
2. fıkra: 4369 - 22.7.1998 / m.74) Tasdikname ibraz etmeye hak
sahiplerinin istihkaklarından, veraset yoluyla intikallerde % 5, ivazsız
intikallerde % 15 oranında vergi karşılığı olarak tevkifat yaptıktan sonra, bakiyesini verebilirler. Tevkifatı
yapanlar, tevkif ettikleri parayı en geç bir hafta içinde bulundukları
yerin mal sandığına yatırmaya ve keyfiyeti bağlı bulundukları vergi
dairesine yazı ile bildirmeye mecburdurlar.
(Değişik
3. fıkra: 4369 - 22.7.1998 / m.74)
Tevkifat yapmadan para ve senet verenlerle tevkif ettikleri parayı yukarıda
belirtilen süre içinde mal sandığına yatırmayanlardan (hakimler hariç),
tevkif etmeye ve yatırmaya mecbur oldukları paralar Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre gecikme zammı tatbik edilerek tahsil edilir. Tevkifatı
yapan ilgili kuruluşların, bu görevleri süresinde yerine getirmeyen
sorumlularından, tevkif etmeye ve yatırmaya mecbur oldukları paraların %
10’u oranında ayrıca ceza tahsil olunur.”amir hükmüne
havidir.
[13] “Rücu : Dönme, geriye dönme; cayma; sözünden geri dönme; bir ödemede bulunan kimsenin, yaptığı bu ödemeyi , kısmen veya tamamen yapması gereken diğer kişilerden istemesi; örneğin, müteselsil veya müşterek borçlarda borcun tamamını ödeyen borçlunun yaptığı fazla ödeme oranında diğer borçlulara yönelmesi.” Tanım için bkz. YILMAZ, Ejder; Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, Ankara 1996, s. 697.
[14]
213 sayılı VUK’un 11/1-2 maddesi “Yaptıkları veya yapacakları ödemelerden
vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve
bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar. Bu
sorumluluk, bunların ödedikleri vergilerden dolayı asıl mükelleflere rücu
etmek hakkını kaldırmaz.” amir hükmüne havidir.
[15] KIRBAŞ; age., s. 82.
[16]
KOCAMAN Musa; “Vergi Kanunları Açısından
Sorumluluk Müesesesi”, s. 6 , www.sakaryavdb.gov.tr/.../
VERGİ%20KANUNLARINDA%20SORUMLULUK.pdf
(17.12.2009).
[17] GERÇEK; agm. , s. 3.
[18] 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, RG., 13.06.1989, S. 20194.
[19] AKKAYA; agm. , s. 189.
[20] GERÇEK; agm. , s. 3.
[21]
213 sayılı VUK’un
mükerrer m.227 : “Maliye Bakanlığı:
1. Vergi beyannamelerinin 3568 sayılı Kanun'a
göre yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir
veya yeminli mali müşavirler tarafından imzalanması mecburiyetini
getirmeye, bu mecburiyeti beyanname çeşitleri, mükellef grupları ve
faaliyet konuları itibariyle ayrı ayrı uygulatmaya,
2.
Vergi kanunlarında yer alan muafiyet, istisna, yeniden değerleme, zarar
mahsubu ve benzeri hükümlerden yararlanılmasını Maliye Bakanlığınca
belirlenen şartlara uygun olarak yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş
tasdik raporu ibraz edilmesi şartına bağlamaya,
Bu
uygulamalara ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.
Yukarıdaki
fıkra hükümlerine göre beyannameyi imzalayan veya tasdik raporunu düzenleyen
meslek mensupları, imzaladıkları beyannamelerde veya tasdik raporlarında
yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil
eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı
olarak salınacak vergi, ceza, gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken
ve müteselsilen sorumlu tutulurlar.
2
numaralı bent hükmüne göre yararlanılması yeminli mali müşavirlerce
düzenlenmiş tasdik raporu ibrazı şartına bağlanan konularda, tasdik
raporunu zamanında ibraz etmeyen mükellefler tasdike konu hakdan
yararlanamazlar. Ancak, Maliye Bakanlığı tasdik raporlarının ibraz süresini
iki aya kadar uzatmaya yetkilidir.
(Ek
fıkra: 4108 - 25.5.1995) 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümlerine tabi olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile bunlara ait müesseseler
hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.(*)”
[22] GERÇEK; agm. , s. 3.
[23] KOCAMAN; agm., s. 8.
[24] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 81.
[25] GERÇEK; agm., s. 4.
[26] Danıştay’ın çelişkili kararları için bkz. ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 81.
[27] GERÇEK; agm., s. 4.
[28] KOCAMAN; agm. , s. 9-15. ; GERÇEK; agm. , s. 5.
[29] KIRBAŞ; age. , s. 81-82. ; ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 82-83.
[30] KIRBAŞ; age. , s. 82. ; ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 83.
[31] 213 sayılı VUK’nun 12 nci maddesi “Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan herbiri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar.” amir hükmüne havidir
[32] 213 sayılı VUK’nun 372 nci maddesi “Ölüm halinde vergi cezası düşer.” amir hükmüne havidir.
[33] KIRBAŞ; age. , s.84.
[34] ÖZTAN, Bilge; Medeni Hukuk’un Temel Kavramları, 11. Bası, Ankara 2003, s. 503.
[35] KIRBAŞ; age., s.84.
[36] 213 sayılı VUK’nun 332 nci maddesi “Velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli, vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır” amir hükmüne havidir.
[37] KIRBAŞ; age. , s. 83.
[38]
213 sayılı VUK’un 251 inci maddesi “Kazançları
basit usulde tesbit edilen ticaret erbabı ile götürü gider usulünü”
kabul eden gayrimenkul sermaye iradı sahipleri, yanlarında çalışan
hizmet erbabının, kanunun tayin ettiği süre içinde karne almalarını
ve karnelerinde yazılı vergilerini ödemelerini temin etmeye mecburdurlar.
Bu mecburiyete riayet edilmediği takdirde : a) Zamanında karne almamış
veya vergisini tarh ettirmemiş olan hizmet erbabının vergisi iş veren
kimse adına tarh edilir ve vergi cezası da aynı kimse adına kesilerek
ondan tahsil olunur. Bu fıkra hükmüne göre tarh edilen vergi ve kesilen
ceza, iş verene birer ihbarname ile tebliğ edilir. Kullanılacak
ihbarnamelerin şeklini ve muhteviyatını Maliye Bakanlığı tayin eder.
Karnesiz tespit edilen şahsa karnesi verilir ve vergisinin ödendiği
karneye yazılır.b) Karnesini zamanında almış ve vergisini tarh ettirmiş
olan hizmet erbabının zamanında ödenmemiş olan vergisi ve gecikme zammı,
yanında çalıştığı tespit edilen iş verenden tahsil olunur.
İşverenler yukarı ki hükümlere göre
ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.”amir
hükmüne havidir.
[39]3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9/1 maddesi “Mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.” amir hükmüne havidir.
[40] ŞENYÜZ, Doğan; Türk Vergi Sistemi, 10. Baskı, Eylül 2004, s. 453.
[41] ÜSTÜN; age., s. 149-150.
[42]
ŞAHİN, Selma; “Katma
Değer Vergisi
Uygulamasında Vergi Sorumluğu”
,
s.1 ,
http://www.
gimderistanbul.org/Uyelerden/SelmaSAH%C4%B0N/kdv_sorumluluk.htm (
Erişim: 21.12.2009)
[43] 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 30 /8 maddesi “Devir ve ferağı yapılan bina ve arazinin, devir ve ferağın yapıldığı yıl ile geçmiş yıllara ait ödenmemiş Emlâk Vergisinin ödenmesinden devreden, devralan müteselsilen sorumlu tutulurlar. Devralanın mükellefe rücu hakkı saklıdır. Tapu daireleri devir ve ferağ işlemini, işlemin yapıldığı ayı takip eden ayın 15'inci günü akşamına kadar ilgili belediyelere bildirir.” amir hükmüne havidir.
[44] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 84.
[45] KIRBAŞ; age. , s. 86.
[46]
AKIN, Vahit Yaşar- ER, Salih- ÖZCAN, İsmail; “Vergide
Müteselsil Sorumluluk ve Uygulamada Sıkça Rastlanılan Örnek Olaylar”,
s. 2, http://www.muhasebenet.net/
07_vergide%20muteselsil %20 sorumluluk.doc
(Erişim : 05.12.2009)
[47] AKIN- ER- ÖZCAN, agm., s. 3.
[48] KIRBAŞ; age. , s. 86-87.
[49]
6183 sayılı AATUHK’nun 11 inci maddesi;
“ 10 'uncu maddeye göre teminat sağlıyamıyanlar
muteber bir şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu gösterebilir.
Şahsi
kefalet tespit edilecek şartlara uygun olarak noterden tasdikli mukavele
ile tesis olunur.
Şahsi kefaleti ve gösterilen şahsı
kabul edip etmemekte alacaklı tahsil dairesi muhtardır.
Amme alacağını ödeyen kefile buna
dair bir belge verilir.” amir hükmüne
havidir.
[50] GERÇEK; agm. , s. 11.
[51] KILIÇOĞLU, M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara 2003, s. 199.
[52] GERÇEK; agm., s. 11. ; KOCAMAN; agm., s. 26.
[53] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN; age. , s. 74.
[54] KOCAMAN; agm. , s. 28.
[55]
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 109 uncu
maddesi; “Alacaklıya tediyede
bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye eylediği miktar
nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef olur:
1 - Başkasının borcu için rehnedilen
bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya
sair diğer bir aynî hakkı haiz bulunduğu takdirde,
2 - Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü
şahsın ona halef olacağı borçlu tarafından alacaklıya haber verildiği
takdirde.” amir hükmüne
havidir.
[56] GERÇEK; agm. , s. 13.
[57] KOCAMAN; agm., s. 29.
[58] KOCAMAN; agm., s. 29. ; GERÇEK; agm. , s. 13.